‘İyi şeyler olacak’ söylemi bir dengeler politikasıdır

Günlük gazetesinden Esra Çiftçi, benimle röportaj yapmış, fakat en basit gazetecilik kuralını çiğneyerek bu röportajın ham halini, benim onayım olmadan DİHA aracılığıyla bazı internet gazetelerinde yayımlamıştır. Bu tutum, medya organlarına röportaj vermeme tavrımın Kürt medyasını da kapsaması gerektiğini öğretmiş oldu bana. Aşağıda, röportajın tarafımdan düzeltilmiş halini yayımlıyorum.

Gün Zileli: ‘İyi şeyler olacak’ söylemi bir dengeler politikasıdır
23.07.2009

Kürt sorununun resmi militarist dilden farklı şekilde ilk kez tartışılmaya başlandığı Türkiye’de çeşitli çevrelerden aydın ve akademisyenler de görüşlerini dile getirmeye devam ediyor. Abdullah Gül’ün “İyi şeyler olacak” söylemini politik bir denge olarak değerlendiren Gün Zileli, devletin Kürt sorununu uzun süreli bir duruma yaymak istediği uyarısında bulunarak, Kürt sorununun çözümü için referandum önerdi.

KCK’nin 1 Eylül’e kadar uzattığı çatışmasızlık kararının ardından 80 yıllık resmi söylemin dışında çeşitli kesimlerden gelen tartışmalar ve PKK Lideri Öcalan’ın açıklayacağı “yol haritası” Türkiye’de yeni bir başlangıcın sinyalleri olarak değerlendirilirken, bu sürece aydın, yazar, akademisyenler de görüşleriyle katılarak, siyasal ortamın arka kodlarından bağımsız tahliller sunuyor. Sosyalist gelenekten gelen, daha sonra anarşist olarak anılmaya başlayan, çevirileri, kitapları, edebiyat eleştirileri ve makaleleriyle felsefi bakış açısını ortaya koyan  Gün Zileli, çözüm tartışmalarına ilişkin eleştiri ve tartışmaya yeni boyutlar katacak görüşlerini DİHA’ya anlattı.

* Türkiye’nin şu anki durumunu, siyasal-ekonomik gelişmeleri nasıl buluyorsunuz?

Bir değişiklik yok. Her zamanki gibi işleyen dev bir makine var. Hükümetler hiçbir şey belirleyemez. AKP iktidarı da hiçbir şeyi belirleyemez. AKP olmasa da aynı şey olacaktı. Aynı bildiğimiz devlet politikaları yürüyecekti. Hükümetlerin herhangi bir şeyi yönettiği kanaatinde değilim. Onlar yönetiyormuş gibi yapar, halk da yönetiliyormuş gibi yapar, bu böyle gider. Bu dönen bir çarktır yani.

* Türkiye’de pek bir muhalif güç yok. Bir muhalefetin oluşması  neyi değiştirir? Ya da bu muhalefetin oluşmasının zeminleri var mı?

Ben toplumsal bir muhalefetin örgütlerle yaratılabileceğini sanmıyorum. Hatta tam tersine toplumsal bir muhalefet olacaksa bu örgütlerin de bertaraf edilmesi lazım. Çünkü o örgütler de sonuç olarak sistemin bir parçasıdır. Hepsi bu sistemin içinde çözüm ararlar. Halk da sistemin içindedir ama bir noktaya gelir halk o sistemi reddetmeye yönelir. O zaman işte gerçek bir toplumsal muhalefet ortaya çıkar. Bu zemin bu gün var mı yok mu, fazla bir şey söyleyemem. Halk kitlelerinin, emekçi ve ezilen insanların artık yetti diyecek bir noktaya gelmesi gerekir. Örgütlerin ve muhalif gibi görünen unsurların sistemle temelden bir çelişmesi olmadığı kanaatindeyim.

‘CHP ve MHP aynı  tabana oynamaktadır’

* AKP iki dönemdir iktidara geliyor ve tek parti olarak Türkiye’yi yönetiyor. Ne düşünüyorsunuz AKP için?

Türkiye’de her zaman merkez sağ  denilen bir yer vardır ve o yönetir. Yani sol bir parti dahi merkez sağa oturduğu zaman başa gelebilir. Bu orta Anadolu sağıdır aynı  zamanda. Geçmişte Adalet Partisi’ydi bugün AKP oldu bu adres. Daha önce Demokrat Parti’ydi. AKP ilerde çok yıpranabilir, ondan sonra yeni bir parti onun yerini alacaktır. Her zaman Türkiye’yi merkez sağ parti yönetir. Ancak adı değişir. Şimdi Erdoğan ile Bahçeli arasındaki çekişme merkez sağı kimin alacağı tartışmasıdır. İkisi de aynı tabana oynamaktadır.

* Bir yıldır gündemi oyalayan Ergenekon diye bir dosya var. Yakın zamanda da ikinci dava başladı. Orada ilginç  bir görüntü ortaya çıkıyor. Sanıkların rahatlığı, lakaytlığını  görebiliyoruz. Ama bunlar halen derin devlet içindeki yaptıkları suçtan değil, hükümete karşı işledikleri suçlardan yargılanıyorlar. 30 yıl bu ülkede bir savaş ve faili meçhuller yaşandı. Bu yaşananların hepsinin Ergenekon’la bağlantısı var mı? Kürtlere yaşatılanlar tartışılmazsa, adil bir yargılama olabilir mi sizce?

Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben yargılama denen şeye inanmıyorum. Yargılama bir palavradır. Yargı kim siyasi gücü ele geçirmişse onun elindedir. Çankaya’da 5. senfoni  eşliğinde bütün yargı, akademi, üniversitelerden kim varsa Kenan Evren’in ve generallerin önünden geçip darbecilere temenna etmişlerdi. Yani güç kimdeyse yargı da ondadır. Bu bakımdan bu günkü yargılamaların da sahte olduğuna inanıyorum. Ayrıca Ergenekon davasının yüzde 70 oranında, AKP’nin çıkarları doğrultusunda düzenlendiğini düşünüyorum. Ergenekon diye bir şey yok mu? Var tabii. Adını belki AKP ya da başka biri koydu. Bilmiyorum. Devletler her zaman derin yanlarıyla iş başındadırlar. Batıdaki devletlerin de görünmeyen ve suç işlemeye hazır yanları vardır. Bunlar bu gün bir şey yapmıyorsa devleti tehdit eden bir gelişme olmadığındandır. Elektrik işkencesini icat eden Fransızlardır ve ilk kez Cezayirlilere uygulamışlardır. Ergenekon’un daha geniş hali Susurluk’tur. Orda bir şeyler ortaya çıktı. Fakat sonradan devlet Kürtlere karşı yürüttüğü gayrı nizami savaşta yer alan güçlerini zapturapt altına alma işine girişti. Gayri nizami savaşın içinde faili meçhul cinayetler var, asit kuyuları var, uyuşturucu kaçakçılığı var. Büyük kârlarvar. Bir kesim devletin bu girişimine ayak uydurdu. Mesela Mehmet Ağar. Devlet dur dedi ve durdu. Ama bir de durmayanlar var. Durmayanlar daha çok Teşkilatı Mahsusa kökeninden gelenlerdir. Daha maceracıdırlar. Mesela Veli Küçük. Bunlar aşırı ulusalcı, milliyetçi söylemle işi götürmeye çalıştılar. Devletle bunlar arasında bir çelişki doğdu ve devlet sonuçta bunları harcamaya karar verdi. AKP’nin iktidara gelmesi bunu kolaylaştırdı. AKP ile ordu ve devlet anlaşmış durumda ve bunu birlikte sürdürüyorlar. O yüzden Taraf’ın yaptığı bedava kahramanlıktır. Bazı Kürt arkadaşları biraz fazla umuda kapılmış görüyorum. Oysa görüldüğü gibi, gerçek suçlar, faili meçhuller, asit kuyuları vb. hep kenara itiliyor ve itilecek. Darbe konusu ön plana çıkarılıyor. Oysa bugün Türkiye’de hâlâ 12 Eylül rejimi yürürlükte, olay darbe olup olmaması değil. Türkiye’de darbe olmuyor da ne oluyor? Bu gün baskı rejimi devam etmiyor mu sanki? Polis ve asker yine iş başında. Kürtlere yönelik baskılar devam etmiyor mu?

* Bir de geçen yıl Cumhuriyet mitingleri oldu. AKP’ye karşı yapıldığı söylendi. Bu mitinglerin bir ucu da Ergenekonculara uzanıyor. Nedir bu durum?

Ordu cumhuriyet mitingleriyle son kozunu oynadı ve sonra da nizama girdi. Olan Ergenekon’a oldu. Bu yargılamalardan medet ummak devletin gerçek niteliğini kavramayan safdilce bir tutumun ürünü değilse, devlete yamanmanın ürünüdür. Ayrıca, “derin devlet” denen yapılanma bugün önemli ölçüde AKP himayesi altında bulunmaktadır. O mitingler iki kesim arasındaki son düelloydu. Cumhuriyet mitingleri en çok AKP’nin işine yaradı. Orduya karşı tepki AKP’ye oy olarak geri döndü. Hiçbir ordu uzun süre hükümetle çatışma halinde olamaz, o yüzden AKP ile uzlaşmak zorunda kaldı generaller.

‘Çözüm devlet oluşumuna zıt bir şeydir’

*Son zamanlarda Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü konusunda herkes bir şeyler söylemeye başladı. Gül ‘İyi şeyler olacak’ dedikten sonra bir şeyler olmaya başladı. Ertuğrul Özkök bile Öcalan’ın muhatap alınabileceğini söyledi. Erdoğan’ın bir takım açıklamaları oldu. Yine Öcalan’ın bir yol haritası açıklaması bekleniyor. Siz bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz.”

Valla ben barışçıl çözüm denen şeye inanmıyorum. Yani kurumların yapacağı, örgütlerin yapacağı çözümlerin de halkların lehine sonuç vereceği konusunda son derece kuşkuluyum. Erdoğan öyle der, Cumhurbaşkanı böyle der, bunlar hep günlük dengelerdir. Biri yatıştırır, öbürü onu dengeler. Politika denge oyunudur. Kocaman bir Kürt meselesi var, düşük yoğunluklu bir savaş var. Türk devleti bu meseleyi uzun vadeli olarak, başını ağrıtmayacak şekilde çözmek istiyor ama bu çözüm değil. Yatıştırmak istiyorlar, uzun vadede en tehlikesiz hale getirme peşindeler. Aslında gerçek bir barış istediklerine inanmıyorum. Sonuç olarak bu bir devlettir ve silahlı, buna göre konumlanmış güçleri vardır. Devlet uzun vadede bu işin, başını ağrıtmayacak bir çözüme varmasını ister. Devlet oluşumuna zıt bir şeydir çözüm. Oyalama, oyalama içinde de mümkün olduğu kadar yatıştırma ve uzun vadeye yayma. Ben halkların kendi inisiyatifiyle kazanacakları şeyler dışında bir barışın, devletle örgüt ve kurumların yapacağı barışın gerçek bir barış olacağına inanmıyorum. Barışı devletler, örgütler ve kurumlar değil, bu topraklarda yaşayan halklar sağlar. Onlar kendi ağırlıklarını koymadan bu sorun köklü bir şekilde çözülmez.

‘Halk çözüm için referanduma gitmeli. ‘

* Bu işte konuşması  gereken iki taraf var. Ama devlet diyor ki ben PKK’yi muhatap almam. Bırakın PKK’yi DTP’yi bile muhatap almıyorlar. İyi şeyler olmayacak gibi. Peki yarın  Öcalan yol haritasını açıkladığında, kamuoyundan muhalif kimseler bunu uygun görürse bu iş nereye gider?

Reel politika alanı başka bir alandır, kendi yasaları vardır, bu alan halkların gerçek menfaatlerini hiçbir zaman temsil edemez. Geçmişte bu ülkede bir savaş oldu ve halen bitmiş değil, hakları gasp edilen bir halk var. Bu halk ne istediğini ve çözüm için ne yapılması gerektiğini en iyi kendisi bilir, bu yüzden ona sorulmalıdır, bunun yolu da bir referandumdur. Ben halkın çözümlerine inanıyorum. Yaparsın referandumu, oradan aldığın sonuç sana yol gösterir. Ama böyle bir şeyi hiç kimse yapmaz.

* Kürtler zaten barış talepleriyle sokaklara dökülüyorlar…

Ama bu bir referandum değil. Bir referandum olursa, devlet nezdinde dikkate alınacak çok önemli bir belge olur. O eylemler bir iradeye dönüşmüyor. Dönüşebilmesi için devletin samimi adımlar atması lazım. Bunu yapmazlar. Yapmazlarsa da geriye oyalama siyaseti kalır. Uzun bir döneme yayarak götürecekler.

‘Kitle hareketini sağlamak lazım’

* Tüm bu anlattıklarınıza istinaden sizce Kürtler ne yapmalı?

İster barış olsun, ister özgürlükçü bir düzen olsun, bunu sağlayacak güç, aşağıdan kitle inisiyatifi ve hareketidir. Örgütlerin öz çıkarları kitle hareketiyle çeliştiğinde daima kendi bencil çıkarlarını tercih ederler. Bu yüzden aşağıdan kitle hareketinin bu tür örgütlerden bağımsız özörgütlenmesinin gerçekleştirilmesi şarttır. Bu sadece Kürtler için değil, Türkler için de geçerli. Kendi inisiyatifleriyle, özörgütleriyle harekete geçerlerse devrimci bir şeyler olabilir.

* Biraz önce referandum dediniz. Peki, ama Kürtler 80 yıl boyunca kendi haklarını isteyemeyecek kadar asimile edildi, bu referandum bu anlamda adil olabilir mi?

Kürtlerin sonuç olarak kendilerine en yakın gördükleri partiye, yer yer yüzde seksene çıkan oranlarda oy vermeleri bir bilincin göstergesi değil midir? Veya güney doğudan, Türk ırkçılığının partisi MHP’nin çok az oy alabilmesi bir bilincin göstergesi değil midir? Bu bilinci gösteren insanlar neden doğru alternatifler içeren dürüst bir referandumda aynı bilinci göstermesinler. Hatta bu insanlar, gün gelir ki, devlet baskısı yüzünden sığınmak zorunda kaldıkları kendi tepelerindekileri de alaşağı ederler. Ben halk kitlelerine güvenmekten yanayım.

23.07.2009

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI