Sokak Salondan Nasıl Görünüyor?

 

 

Nadire Mater, Sokak Güzeldir-68′de Ne Oldu?, Metis, 2009

 

 

Nadire Mater’in kitabında 1968 atmosferini hatırlatan tek şey, kitabın o yılların kargaşalığını anımsatan bir kargaşa içinde olması.

Ve ne yazık ki, bu kitaptan 68′de ne olduğunu öğrenmek mümkün değil. Olayların içinde yaşamış olanlar açısından söylemiyorum bunu, onlar olayları zaten bildikleri için kitapta dağınık ve bölük pörçük anlatılanları yerli yerine oturtabilirler, olayları yaşamamış yeni kuşaklar için öyle mi ya?

Bence kitabın sistematiğinde iki önemli bozukluk var. Birincisi, kitabın ekler bölümü arkada değil, önde olmalıydı. Çünkü ekler bölümünde, 68′de neler olduğunu daha derli toplu bulmak mümkün (gerçi, bu bölümler de oldukça yetersiz). Okuyucunun önce bunları okuyup bilgi sahibi olması gerekiyordu. Ondan sonra anlatımlar kafada daha bir anlam kazanırdı. İkincisi, anlatımlarda bir acelecilik ve sistemsizlik var. Sanırım Nadire Mater, konuştuğu kişilere bazı sorular sormuş ama bu soruları kitaba koymamış. Sorular bir hayli kapsamlı olmalı ki, konuşmacılar, birkaç sayfada birçok şeyi anlatma telaşına düşmüşler, aceleyle olaylara dalmışlar, bazı önü sonu belli olmayan, arkaplanı tam anlaşılmayan olayları savruk bir şekilde ve kısaca anlatmaya çalışmışlar. Çoğundan doğru dürüst ne olup bittiği anlaşılmıyor, ortaya bir koşturmaca, bir olaylar yığını çıkıyor. Konuşmalara bir savrukluk ve bölük pörçüklük hakim. Oysa kitabı düzenleyen Nadire Mater bu malzemeyi çok yararlı hale getirebilirdi. Her konuşmacının anlattığından o anki konuyla ilgili seçmeler yapıp, malzemeyi okuyucuya topluca sunabilirdi. Örneğin, diyelim ki, ilk öğrenci işgallerinin başlayışına ilişkin anlatıları bir araya getirirdi, bu kişi şu konuyu böyle ele alıyor, diğeri aynı olayı şu şekilde yaşamış, bir başkası şöyle yorumluyor, işgallerin hemen ertesinde Trabzon’da şunlar olmuştu gibi. Bence Nadire Mater işin kolayına kaçmış ve söyleşileri okuyucunun önüne yığıvermiş: Un var, tuz var, yağ var, eh artık yemeği de sen yapıver demek bu okuyucuya, bir anlamda. Oysa yemeğin aşçısı okuyucu değil, bizzat kitabı düzenleyendir.

Bu temel zaafın yanında başka önemli zaafları da var kitabın. Örneğin kenar notları. Bunların bir kısmı önemli ve bilgi verici olmakla birlikte, bir kısmı da okuyucunun konuya yoğunlaşmasını önlüyor. 68′le ilgili bir kitap okuyan okuyucu, o anda Molla Mustafa Barzani’nin kısa biyografisini öğrenmek istiyor mu bakalım ya da İsmail Dümbüllü’yle haşır neşir olmak gibi bir derdi var mı? Bu tür gereksiz biyografik notlar, zaten anlatım kargaşalığı ile başa çıkmaya çalışan okuyucunun dikkatini daha da dağıtmaya, kitabın akıcı bir şekilde okunmasını önlemeye hizmet ediyor.

Aşağıda vereceğim rakamlar kenar notlarının zaafını net bir şekilde gösteriyor. Ad dizininde yaklaşık 1200 isim geçiyor. Bu 1200 ismin yalnızca 250 kadarı, yani yaklaşık 5′te biri doğrudan 68 olayıyla ilgili. Özel olarak kenar notu düşülmüş isimlere gelince, bu isimlerin sayısı, arada atladıklarım olmuşsa bile 185 civarında. Bu 185 ismin 82’si doğrudan 68 olayıyla ilgili değil. Örneğin Mustafa Suphi, 68′den neredeyse elli yıl önce ölmüş. Liu Şao şi, o yıl Çin’de hapisteydi ve olaya doğrudan bir dahli yok. Turgut Özal o yıllarda basit bir mali müsteşardı vb. 68 olayı ile doğrudan ilgili geri kalan 103 isim içinde de doğrudan o zamanki öğrenci olaylarında yer alanların sayısı, bu 103 ismin ancak yarısı kadar: 60 isim. Bu 60 ismin 38′i o günkü öğrenci olaylarında öldürüldükleri ya da asıldıkları için kenar notuyla kısa biyografilerinin verilmesi son derece doğal. Halen yaşamakta ya da epey sonraları ölmüş geriye kalan 22 ismin ise, ağırlıklı olarak bugünkü mesleki kariyerlerine göre seçildiklerdi izlenimi uyanıyor. 22 isimden 11′ini, ağırlıklı olarak bugünün ünlü gazetecileri, yayıncıları ve belediye başkanları oluşturuyor. Örneğin Tuğrul Eryılmaz’ın 68 olaylarında çok önemli bir rolü olmamasına rağmen salt gazeteci olması, hakkında özel kenar notu düşülmesine yol açmış gibi görünüyor. Diğer yandan, Nuri Çolakoğlu, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Halil Berktay, 68′de de dikkat çeken isimler olmasına rağmen, en az onlar kadar, hatta onlardan da önemli roller oynamış çok sayıda isme sadece dizinde yer verilip (dizine bile girmeyen çok sayıda önemli 68′li var) kenar notu düşülmemiş olması bu isimlerin özel olarak salt bugünkü mesleklerinden dolayı seçildikleri izlenimi uyandırıyor. Geriye kalan 11 isim (örneğin Nasuh Mitap, Atilla Sarp vb.) özel bir titre sahip değiller ama görüldüğü gibi öğrenci hareketinin içinden gelmiş ve bugün mesleki bir üne sahip olmayan iki yüz küsur isimden sadece 11 isme yer verilmesi, sokak güzeldir diyen bir çalışma açısından bir hayli düşündürücü.

Sokaklardan çok salonlara yakışan bu bakış açısı Nadire Mater’in kaynakçasında da gözlemlenebiliyor. 68′in sokağını anlatan anıları önemli ölçüde kaynakçasına koymamış Nadire Mater. Burada bunları sıralamak isterim:

Gün Zileli, Yarılma, İletişim, 2002; Ergun Aydınoğlu, Sol Hakkında Her Şey mi?, Versus, 2008; Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Cilt:8, Sol, İletişim, 2007; Muzaffer Oruçoğlu, Tohum, Babek, 2005; Aydın Çubukçu, Bizim 68, Evrensel, 2008; Atilla Keskin, Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler, Gendaş; Hüseyin Yavuz,İsyan Günleri, Biz anadolu Kültür, 2005; Selçuk Polat, Mahşerin Beyaz Atlısı, Kibele, 2007; Zeki Kırdemir, Devrim Bize Yakışırdı; Ozan 2004; Ali Taşyapan, Kaypakkaya ile Birlikte, Belge, 1997; Ömer Faruk Ciravoğlu, Titrek Hamsi Örgütü, Pencere; Zihni Çetiner, Ölümü Paylaştılar Ama, Büke Yayıncılık; Erdal Öz, Gülünün Solduğu Akşam, Can, 1999; Artun Ünsal, Umuttan Yalnızlığa TİP, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2002; Haşmet Atahan, 68 Başkaldırısı, Sosyal İnsan; Fikret Babuş, Aşkla Çıkmıştık Yola, Ozan; 68 Hareketinin Köy Eylemleri/ Devrim Havarileri, Ozan; Esat Korkmaz, Kafa Tutan Günler, Alev, 2004: Turhan Feyizoğlu, Mahir, Ozan, 2007; Deniz, Ozan, 2002; Sinan, Ozan, 2004; İbo-İbrahim Kaypakkaya, 2000; Türkiye’de Devrimci Gençlik Hareketleri Tarihi, Belge, 1993; Fırtınalı Yılların Gençlik Liderleri Konuşuyor, Ozan, 2004; Alpay Kabaçalı, Türkiye’de Gençlik Hareketleri, Altın, 1992.

Bu kadar geniş bir literatürün ihmal edildiğini görünce, Nadire Mater’in özellikle anıları dışta bıraktığı zehabına kapıldım ama bu doğru değildi, çünkü Oral Çalışlar’ın anı-anekdotlar içeren kitabına yer vermişti. Öte yandan, Ergun Aydınoğlu’nun, 1960 sonrası hareketi ciddi bir şekilde tahlil eden kitabını dışta bırakması iyice vahimdir.

Kitabın içeriğine ilişkin çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Yazının başında aceleci ve karışık anlatımlara değinmiştim. Burada değinmek istediğim son bir nokta şu: 1968′e giden olayların önemli kilometre taşları anlatımlar içinde kaynayıp gitmiş ve ekler bölümündeki 68 anlatımlarında da gereğince vurgulanmamış. Bunda, anlatımların ve yazımların İstanbul merkezli olmasının büyük rolü var gibi geliyor bana. Örneğin, Ankara’da, 1964 yılındaki ilk anti-emperyalist gösterinin anlatımlarda ve metinlerde hiç yer almaması; Ankara’da, 1966 yılı 12 Kasım’ındaki, ilk toplu öğrenci tevkifatıyla sonuçlanan, NATO’nun işyerlerindeki grevleri destekleme mitinginden söz edilmemesi; ilk işgalin 10 Haziran 1969 günü Ankara DTCF’de başladığının adeta geçiştirilmesi vb. belki de bu İstanbul-merkezci bakışın ürünüdür, bilemiyorum.

Anlatımların içeriğine de girmek istemiyorum aslında. Elbette kitabı hazırlayanın kendi bileceği iştir kimlerle röportaj yapacağına karar vermek ama örneğin bir Yusuf Küpeli’yle, bir Atilla Sarp’la, bir Doğu Perinçek’le, bir Veysi Sarısözen’le, hiç tevazu gösterecek değilim, bir Gün Zileli’yle röportaj yapmamak kitabın eksikliği olarak görülebilir. Onların yerine, bugün Zaman gazetesinin yazarı ya da Sosyal Demokrat Partilerin yöneticisi olanlar tercih edilmiş. Elbette isabetli seçimler de var, Oral Çalışlar ve Ertuğrul Kürkçü gibi. Ne var ki, kadın arkadaşlardan Elif Gönül Tolon ve Necla Ülkü ile röportaj yapılmaması da önemli bir eksiklik.

Şahin Alpay’ın röportajı, en ilgiyle okuduklarımdan biri oldu. Şahin Alpay, o günlerden bu günlere öyle uzun yollar kat etmiş ki, sosyal liberalizme vardığı bu noktadan 68, Nuh’un gemisi kadar uzak ve hayali gözüküyor ona. Böyle bir yolculuğu ve ruh halini anlamak açısından ilginç Şahin Alpay’ın söyleşisi. 68′i anlamak için değil, bu ruh halini anlamak için yani.

Ne var ki, Şahin Alpay’ın belleği yeterince güvenilir değil. Alpay, şöyle anlatıyor: “Ankara’ya döndüğümüzdeProleter Devrimci Aydınlık bürosunda duvarların ‘Yaşasın Hikmet Kıvılcımlı Düşüncesi’afişleriyle donatılmış olduğunu görünce, bu defa ben şok geçirdim.” (s.174)

Ben duvarlara böyle saçma bir şey yapıştırıldığını hatırlamıyorum ama doğam karşımdakine inanmaya daha yatkın olduğu için hadi diyelim ki, Şahin benim hatırlamadığımı hatırlıyor. Evet ama benim de çok iyi hatırladığım şeyler var. Örneğin Şahin’in aşağıdaki anlatımı yanlış:

“Yazı kurulundaki herkes sırayla söz alıp Kıvılcımlı’nın ne muazzam bir düşünür olduğunu, Türkiye’de devrimin yolunu gösterdiğini söylüyor.” (s.174)

Sözü geçen Aydınlık Sosyalist Dergi yazı kurulunda naçizane ben de vardım ve böyle bir fikir beyan etmediğimden kesin olarak eminim. Zaten etmem de mümkün değildi, çünkü o sıra henüz Kıvılcımlı’dan tek bir satır okumamıştım.

Bitirirken, Metis redaksiyonuna da küçük bir eleştiri yapayım. Şahin Alpay’ın ve Oral Çalışlar’ın anlatımlarında adım defalarca geçtiği halde, isim dizininde bunların sayfa numaraları belirtilmemiş: 171, 260, 261 ve 268. sayfaların da ad dizininde, ismimin karşısına yazılması gerekirdi. Bu hata, bana aynı türde hataların isim dizininin çeşitli yerlerinde ve çeşitli isimlerle ilgili tekrarlanmış olabileceğini düşündürdü. Metis yayınlarının bana özel bir kastı olmadığına göre…

Gün Zileli

14 Temmuz 2009

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI