Temel Çelişki, Baş Çelişki…

Liberallerimizin, ideolojilerinin eskiliği ile doğru orantılı olarak, bir bunama, hafıza ve zekâ kaybı içinde oldukları konusundaki düşüncem, Ahmet Altan’ın 4 Şubat tarihli Taraf gazetesinde çıkan yazısıyla daha bir netlik kazandı. Her şeyi bir yana bırakalım, bilmeden yazıyorlar, atış serbest!

Marksist, daha doğrusu Stalinist ve Maoist teorinin temel taşlarından olan “temel çelişki-baş çelişki” teorisinin tam bir zırvalık olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu teori, Türkiye solunun başına bir MDD’cilik, giderek de ulusalcılık belası sardığı için, zırvalamanın ötesinde tehlikelidir de. Bugün temizlemeye uğraştığımız birçok pisliğin temelidir. Ama romancı ve köşe yazarı, liberal Ahmet Altan aynı kanıda değil. Ona göre, temel çelişki kavramının yayılmaması sonucu “toplum çok önemli bir bakış açısından yoksun” kalmış!

Doğrusu ya, Ahmet Altan’ın kendisinin de bu konuda doğru bilgilere sahip olduğu söylenemez. Daha doğrusu, kulaktan dolma bilgilere sahip olduğu yazdıklarından anlaşılıyor. Konuya girmeden, önce bu bilgi yanlışlarını düzelteyim.

“Benim gençliğimde solcuların en önemli tartışması ‘temel çelişkinin’ ne olduğu üzerineydi” diye yazan Ahmet Altan, şöyle devam ediyor: “Temel çelişki işçi sınıfı ile burjuva sınıfı arasında mıdır, yoksa emperyalizmle milli güçler arasında mıdır?”

Solun geçmişi konusunda kulaktan dolma bilgilere sahip Ahmet Altan, aslında iki tartışmayı birbirine karıştırıyor: Temel çelişki tartışması ve baş çelişki tartışması.

Ahmet Altan, bugün ellili yaşlarında olduğuna göre, 1960’lı yılların solcular içindeki tartışmasına “gençliğinde”, yani 1970’lerde tanık olması mümkün değil. Onun gençliğinde tanık olduğu tartışma, “baş çelişki” tartışmasıydı. Getirdiği temel çelişki tanımında da zaten temel çelişki ile baş çelişki tartışmasını birbirine karıştırdığı açık seçik ortada.

1960’lı yıllarda, sol içinde cereyan eden temel çelişki tartışması, siyasi yapıdan çok, sosyo-ekonomik yapıya ilişkin bir tartışmaydı. Temel çelişkinin “burjuvazi ile proletarya” arasında olduğunu söyleyenler Türkiye’nin kapitalist bir ülke olduğunu ileri süren, TİP taraftarı sosyalist devrimcilerdi. Temel çelişkinin “toprak ağaları ve emperyalistlerle, Türkiye halkı” arasında olduğunu söyleyen MDD’ciler ise, Türkiye’nin yarı sömürge, yarı-feodal bir ülke olduğu kanısındaydı. Tersinden alırsak belki daha doğru bir tanımlama yapmış olacağız: Türkiye’nin kapitalist olduğunu söyleyenler, buradan hareketle temel çelişkinin burjuva-proleter çelişkisi olduğunu söylüyor ve önlerine sosyalist devrim hedefini koyuyordu. Türkiye’nin yarı-sömürge yarı-feodal bir ülke olduğunu ileri sürenler ise temel çelişkiyi emperyalizm, işbirlikçi burjuvazi ve toprak ağalığı arasındaki çelişki olarak alıyor ve önlerine bir Milli Demokratik Devrim aşaması koyuyordu.

Bu tartışma, ne yazık ki, MDD’ciler lehine sonuçlandı ve Türkiye solu 1960’ların sonunda neredeyse topyekûn MDD’ci oldu.

Ne var ki, bu sefer MDD’ci sol içinde bir başka tartışma ortaya çıktı 1970’li yıllarda. Bu tartışma, artık sosyo-ekonomik yapıya değil, doğrudan doğruya siyasi yapıya, devrimin hangi düşmanları hedef almasına yönelik baş çelişki tartışmasıydı. Bu “baş çelişki” anlayışının temelleri Stalin’de vardı, fakat bunu en beliğ şekilde ortaya koyan Mao zedung olmuştu. Bu yüzden de, 1970’li yıllarda, baş çelişki tartışması esas olarak Maocu fraksiyonlar arasında cereyan etti.

Tamam, hedef MDD’ydi ama bu MDD hedefine gidilirken siyasi alandaki en öne çıkan çelişki hangisiydi? İşte baş çelişki tartışması buna yönelikti. Aydınlık hareketinin temsil ettiği eğilim, 1970’lerin ortalarından itibaren baş çelişkinin milli çelişki olduğunu ileri sürdü. Buna göre, baş çelişki, Türkiye’yi sömürgeleştirmek isteyen iki süper devlet (ABD ve SSCB) ile tüm ulus arasındaydı. Dolayısıyla iki süper devlet baş düşman olarak hedefe konurken, Türkiye hakim sınıfları da dahil olmak üzere tüm “ulusal güçler” müttefik oluyordu. Diğer Maocu fraksiyonlar bu baş çelişki tespitine karşı çıkıyordu. Onlara göre, baş çelişki, ulusal çelişki değil, iç çelişkiydi. Yani emperyalizm ve işbirlikçileriyle Türkiye halkı arasındaki çelişki. Dolayısıyla bu fraksiyonlar, bence kırk yılda bir doğru bir şey söyleyip, Türkiye hakim sınıflarıyla ittifak yapılmasına karşı çıkıyordu. Tarihi özetleme bundan ibarettir.

Ahmet Altan’a dönecek olursak… Ahmet Altan, bugün kendi liberal ideolojisine uygun olarak sivil toplumcu bir yönelime ivme kazandırabilmek için, aslında temel çelişki kavramından değil, baş çelişki kavramından yararlanmaya çalışmaktadır. Yani, klasik Stalinist-Maoist bir taktikten liberalizm adına yararlanma çabası…

Madem baş çelişki bir baş hedef ortaya koyup onu tecrit etmeye ve onun dışında kalan bütün güçlerle ittifak yapmaya cevaz vermektedir, bundan bugün biz neden yararlanmayalım, öyle değil mi? Teori cephaneliğindeki eski (ve eskimiş) silahları kullanmayacağız diye bir kaide mi var?

Neymiş bugün Türkiye’deki baş çelişki? Ordu-toplum çelişkisiymiş. Tabii, Ahmet Altan’ın, geçmişte bu teorinin solun başına ne belalar açtığı ile ilgilendiği yok, zaten derdi de değil. Yani, solun bir kesimi bu teori yüzünden hakim sınıfların bir parçası haline gelmiş, Aydınlık hareketi bu teoriye dayanarak 12 Eylül darbesini desteklemiş, derdi mi Ahmet Altan’ın. Uzakta çalan davul ona bir müzik olarak bile ulaşmamış, belli ki.

Ahmet Altan’ın “teori”sini pratiğe uygulayalım ve görelim bakalım ortaya ne çıkıyor. Temel çelişki ordu ile toplum arasındaki çelişki mi? O zaman ordunun dışında kalan kalan tüm güçler otomatikman müttefikinizdir: MHP, AKP, Fetullahçılar, ülkücüler, Anadolu aşırı sağcılığı, hatta bir anlamda CHP… Evet evet hepsi. Ordu-toplum çelişkisini baş çelişki olarak ortaya attığınız, hele bir de bunu önemli bir teori olarak yeniden piyasaya sürdüğünüz an bu sonuçlardan kaçınmanız mümkün değildir. Bilmiyorum, Ahmet Altan bütün bu sağcı güçlerle ittifaktan yana mıdır ama kesin sonuç budur.

Dahası var. Bu teori, geçmişte Aydınlık hareketinin, bırakın hakim sınıflarla ittifakı, baş çelişkinin içinde gördüğü ABD ile ittifaka girmesine benzer bir şekilde sizi orduyla da müttefik haline getirir. Zaten Ahmet Altan’ın orduya ilişkin radikal bir tavrı yok. O, ordunun sadece siyasi alandan çekilmesini istiyor. Yani ordu, diyelim ki, batı ülkelerinde olduğu gibi siyasi alandan çekilmiş gibi yaptığı an Ahmet Altan’ın baş çelişkisi de bitmiş olacak. Hatta, bana kalırsa Ahmet Altan’ın orduyla baş çelişkisi bugünden bitmeye yüz tutmaya başlamış durumda: AKP-Ordu ittifakı Ahmet Altan’ın baş çelişkisini sona erdirecek bir sürecin başlangıcıdır.

Şu siyasete bakın. Eski cephaneliklerdeki çürümüş, ıskartaya çıkarılmış silâhları bile kullandırıyor insana. Yazısının sonunda “sizce nedir temel çelişki” diye sormuş Ahmet Altan. Bu eskimiş ve tarihin çöplüğüne atılmış kavrama göre yanıt vermek zorunda değiliz elbette. Ama illa bir yanıt vermek gerekirse, kendi adıma benim “temel (ya da baş) çelişkim”, AKP’yi, orduyu, ülkücüyü, ulusalcıyı, Fetullahçıyı, Ahmet Altan gibi tüm liberalleri ve sömürücü sınıfları barındıran ve besleyen kapitalist sistemle olan çelişkidir.

Gün Zileli
7 Şubat 2009

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI