Kronstadt’ın Namluları

 

Kronstadt toplarının namluları 1917 yılından bu yana gerçek devrimin sembolü olagelmiştir. O namlular, 1917 Şubat’ında Çar’ın sarayına, Ekim’inde ise geçici hükümetin bulunduğu Kışlık Saray’a dönüktü. O namlular, 1917 Devriminden sonraki üç yıl içinde ağır ağır, devrimin hedeflerine tam ters bir yol izleyen iktidarın yeni efendilerine, Bolşeviklere çevrildi. Elbette o top namlularının gerisinde her zaman, Troçki’nin deyişiyle, “devrimin onuru ve şerefi” Kronstadt bahriyeleri vardı.

Devrimin ulusal çapta gerçekleşeceğine inanmam. Ulusal sınırlar her an devrimi boğan bir kement rolü oynayabilir. Bununla birlikte, devrim diye bir davası olanların (iktidar diye bir davası olmayanların) ulusal çaptaki politik arenayı izlemeleri, bu arenada yer alan güçlerin konuşlanmalarını izlemeleri ve ona göre belli politikalar geliştirmeleri zorunludur. Politikaya karşı olmak, politikadan habersiz olmak anlamına gelmez. Nasıl ki, parayı karşı olmak paranın akış ve seyrinden haberdar olmamak anlamına gelmiyorsa.

Buradan, bugünkü politik durumun ne seyir izlediğine geçebiliriz. Öncelikle saptamamız gereken, iktidarla muhalefet arasındaki kum saati diyalektiğinin hızla işlemekte olduğudur. Artık “AKP’nin alternatifi yok” söylemleri bir yana bırakılmalıdır. Kum saati tersine çevrilmiştir ve üstteki iktidar bölümünden alttaki muhalefet bölümüne hızlı bir kum akışı söz konusudur. AKP yıpranır ve zayıflarken, hızlı bir toplumsal muhalefet birikimi gerçekleşmektedir. İşin kötü tarafı, bu toplumsal muhalefeti devrimci yöne kanalize edebilecek güçler yoktur Türkiye’de. Bu yüzden bu muhalefet, ne yazık ki AKP’nin daha sağına, milliyetçiliğe, dahası “Ergenekon davası”yla köşeye sıkıştırıldığı sanılan ulusalcılığa kanalize olmaktadır. “Ergenekon davası” artık ulusalcılığı köşeye sıkıştırmak ne kelime, onu güçlendiren bir mecraya girmiştir. Bunu görmeyip, polis ve savcıları önüne düşerek polis hafiyeciliği oynamaya heveslenen liberal budalaların hali gerçekten acınacak bir haldir.

Ben bu adamlarda, liberalizmin tüm bunamışlığına rağmen entelektüel bir birikim, bir zekâ var sanırdım.  Medya köşelerinde polis ve savcıya yol göstermeye kalkışan birkaçını okuyabildim bu güne kadar ve zaten bu kadarı yetti. Bu ne feraset yoksunluğu, ne ilkesizlik, ne öngörüsüzlük, ne iktidar yaltakçılığı, ne kendi ipini çekme akılsızlığıdır, tanrım.

Cengiz Çandar, Oral Çalışlar (Cumhuriyet‘te yazarken hiç değilse biraz daha dengelerdi), Halil Berktay, Gülay Göktürk, Alper Görmüş vb. (Şahin Alpay ve Hadi Uluengin de var ama bu ikisini son zamanlarda pek izleyemediğimden bir şey söyleyemeyeceğim) hepsi, Aydınlık’ın çeşitli dönemlerinden arkadaşımdır. Nedir bu “milletin” şu Aydınlık’tan çektiği diyesi geliyor insanın. Bu “fabrika” yaklaşk son kırk yılda  nasyonal sosyalizme kadro ürettiği gibi, liberalizme de kadro üretti ve üretmeye devam ediyor. Bu eski arkadaşlar iktidar söylemlerine, savcı beyanlarına, polis delillerine inanmaya ne kadar da teşnelermiş meğer. Eh ne de olsa hep birlikte Aydınlık’ın ihbarcılık rahle-i tedrisinden geçmiştik, bu yüzden hiç yadırgamıyorum.  Ulusalcı ya da liberal fark etmez, Aydınlık hamurundan şu ya da bu iktidarın karnını doyuran ekmek yapılır.

Görmüyorlar. Öngörüsüzler. Bu “herkesekon” aymazlığının nasyonal sosyalizme nasıl güç verdiğinin farkında bile değiller. Aynı, komünistlerin 1934’e kadar Nazizm tehlikesini görmeyip “sosyal faşist” diyerek sosyal demokratları hedef aldıkları, liberallerin önemli bir bölümünün Hitler’i, Duçe’nin faşizminden olumlu görmeleri gibi.  Tabii şimdi burada ters bir durum var gibi görünüyor. Liberaller (Kemalistlerin, fazlaca sulu bulduğum “liboş” nitelemesini kullanmaya hiç niyetim yok), yukarda verdiğim örneklerden farklı olarak, nasyonal sosyalizmin ya da ulusalcılığın kararlı düşmanıymış gibi görünüyorlar. O kadar ki, ellerinde fenerlerle “derin devleti” yakalaması için devlete yol gösterecek kadar.

Politikayla gazete havadisleri düzeyinde ilgilenen bir vatandaş bile bu polisiye gayretkeşliğin, özellikle kum saatinin tersine döndüğü bir dönemde sadece ve sadece ulusalcılığa hizmet ettiğini, onu güçlendirmeye yaradığını görebilir. Liberaller, kendi devrim karşıtlıklarına ve AKP iktidarı yaltakçılıklarına ek olarak, iktidara geldiklerinde Stalin ve Hitler’i aratmayacak bir politik mihrakın güçlenmesine hizmet etmektedir.

O halde, Kronstadt toplarının namlularını liberallere doğrultmasının zamanıdır.

Gün Zileli
23 Ocak 2009

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI