Sansür !

Sesonline adlı sitede kısa süreli konukluk serüvenimin ve ayrılışımın öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Herhangi bir gazete, dergi ya da internet sitesinde para karşılığı yazıyor değilim. Zaten para ödeyen de yok. Bu bakımdan bu cümlemi bir erdem olarak algılamayın.

Yunanistan olayları sırasında, bundan yaklaşık bir ay önce “No Future” başlıklı bir yazım çıkmıştı. Nasıl olmuşsa bu yazım Sesonline sitesinin de eline geçmiş ve orada da yayımlanmış. Aynı gün, sitenin yöneticisi Yalçın Ergündoğan’dan, sitelerindeki bir soruşturmaya katılmamı dileyen bir çağrı aldım. Soruşturmaya katıldım. Ertesi gün de, yine Yalçın’dan, sitelerinde sürekli yazmamı isteyen bir davet aldım. Yazabileceğimi, ama bunun periyodik olamayacağını, çünkü ancak gerek duyduğum zaman yazı yazdığımı belirttim. Yalçın bunu kabul etti, anlaştık. Bunun üzerine “No Future” adlı yazım, resimli köşe yazısı olarak kondu. Hemen ertesi gün, Engin Ardıç’ın “Mutlu Anarşist Yoktur” yazısına cevaben yazdığım “Mutlu Konformist” başlıklı yazım yayımlandı. On gün kadar sonra da “İlkel Birikim”adlı yazım.

Son Ergenekon Operasyonları üzerine, hele hele Taraf ve Radikal gibi gazetelerin haberlerini ve köşe yazılarını okuduktan sonra (bir tek, bu konuda sağlam bir duruş sergileyen Nuray Mert’i tenzih edeceğim), bu operasyonların aslında, AKP’nin muhaliflerini susturma; devletin tortularını temizleyerek kendini güncelleme olduğu ve sonuçta da şu malum su saati diyalektiğinin gereği olarak, iktidar güçlerinin erimesi oranında ulusalcıların güç biriktirmesine hizmet ettiği sonucuna varıp “Herkesekon örgütü” adlı bir yazı yazdım. Yazıyı, yazılarımı basan diğer siteler gibi, doğal olarak Sesonline sitesine de gönderdim. Yazı o akşam yayına konmadı. Biraz kuşkulanmakla birlikte, yazımın sansür edileceğine, yani yayına konmayacağına ihtimal vermiyordum.

Sabah, site yöneticisi Yalçın Ergündoğan’la aramızda bir msn görüşmesi geçti. Yalçın’a, yazıyı ne zaman basacağını sordum (çoğul kullanmadım, çünkü sitenin tek ve mutlak hakiminin Yalçın olduğunu kısa sürede anlayabilmiştim, geçerken şunu da belirteyim ki, internet siteleri, eski tip gazeteciliğe ve dergiciliğe göre, tek kişi yönetimine çok daha fazla cevaz vermektedir). Cevap şöyleydi:

Özgürlükçü Sol‘da yayımlandı.” (Özgürlükçü Sol, Sesonline‘a bağlı bir mail grubuydu. Galiba Yalçın beni beş yaşında çocuk sanmıştı ki, böyle bir oyalamayacaya başvurma yolunu seçmişti. Böylesine şeylerle aldatılabilecek kadar saf bir profil ya da  izlenim vermişsem eğer, kendimi ciddi bir şekilde gözden geçirmem gerekir gerçekten.)

Ona, Özgürlükçü Sol‘u değil, Sesonline‘ı sorduğumu söyledim. Bunun üzerine cevabı mealen şu oldu:

“Gün, sen felsefi yazılar yaz, bu tür yazılar sana daha uygun. Ya da anarşizm üzerine falan yaz. Son yazını basamayız. Yazdıkların Doğu Perinçek’in cephesine hizmet ediyor.”

İşte bu noktada tepem attı.

“Sen bana baksana” diye başladım ama neyse ki yanımda arkadaşlar vardı, beni durdurdular, itidalli olmamı telkin ettiler. Onlara hak verdim. Yalçın’a sadece, daha kendisi dünya yüzünde yokken benim bu işlerin içinde olduğumu hatırlattım ve Sesonline‘dan derhal çekildiğimi söyledim, çekildiğime ilişkin açıklamamı derhal basmasını istedim. Neden çekildiğime ilişkin kısa açıklamamı bastı ama süre olarak sadece yarım günlüğüne.

1964 yılından, yani yaklaşık 45 yıldan beri yazım dünyasının içindeyim. İlk yazımı, Adnan Cemgil’in TİP bünyesinde çıkarttığı Emekçi dergisinde yazmıştım. O günden sonra da bugüne kadar çeşitli dergi ve gazetede, son yıllarda da internet sitesinde çok sayıda yazı yazdım. Bugüne kadar yazdığım hiçbir yayın organında böylesine açık bir sansüre uğramadım, Aydınlık ve Saçak da dahil. Açık Gazete sitesinden sansür nedeniyle ayrıldım ama bu doğrudan bana yönelik bir sansür değildi. Sadece bir kadın arkadaşın yorum yazısının sansürlenmesiydi konu. Burada belirtmeyi bir borç bilirim ki, Açık Gazete yöneticisi Faruk Eskioğlu, çok sayıda yazımı tek bir virgülüne dokunmadan yayımlamıştır.

Kırk beş yıl boyunca başıma gelmeyen böylesine açık bir sansür olayı, hem de kendini “Özgürlükçü” ilân eden bir sitede geldi. Nereye doğru gidiyoruz dersiniz? Ben hiç de ileriye gittiğimiz kanısında falan değilim. Öte yandan, galiba söylemlerle fiiliyat tam ters orantılı oluyor. Bu yüzden, çok fazla özgürlük lafı edenlere dikkat! Son bir nokta da şu: Baktım, Radikal gazetesi, Nuray Mert’in, gazetenin liberal ve AKP kuyrukçusu tutumuna taban tabana zıt düşen yazısını olduğu gibi yayımlamış, yani ne sansürlemiş, ne bir şey. Büyük basın diye ikide bir horladığımız basında, aynı gazetede tam zıt fikirdeki yazarların yan yana yer aldığını görebiliyoruz. O pek çok şikayetçi olduğumuz Cumhuriyet gazetesi, kendi çizgisine uymayan Oral Çalışlar’ı yıllar yılı barındırmıştır, şimdi “allah” var.

Peki bizim “Özgürlükçü Solcu”larımız ne yapıyor? Çok “özgürlükçü” oldukları için sansürü en “özgür” biçimde uygulamakta bir an bile duraksamıyor. Sonra da, msn’in imaj bölümündean buldukları sevimsiz, mavi bir eli arkanızdan “güle güle” anlamında sallamak yüzsüzlüğünde ve saygısızlığında bulunmakta bile bir sakınca görmüyor.

Eskiden utanmak diye bir şey vardı, hatırlar mısınız?

Gün Zileli
15 Ocak 2009

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI