Herkesekon Örgütü

 

 

Ergenekon davası ilk açıldığında kuşkularımı belirtmiştim. Devletin savcısıyla ve işkence uzmanı polisiyle yürütülen operasyonlara karşı her zaman kuşkuyla bakmışımdır. Hükümet mağrifetiyle yürütülen davaların siyasi hesaplaşma davaları olduğu konusunda ise hiçbir kuşkum yoktur.

Bir kısım solcu ve örneğin Taraf ve Radikal gibi liberal basın, Ergenekon davasının siyasi bir dava olduğu ayan beyan ortaya çıkmış olmasına rağmen, sürek avında devletin polisinin önüne düşüp yol göstermekten ve ulusalcılardan hiç de geri kalmayan manüplatif haberlerle AKP’nin kamuoyunu oluşturmaktan geri kalmıyor. İşte Taraf gazetesinden bir örnek:

Dalan’da Cephanelik Çıktı, Ergenekon kapsamında aranan ve eski İstanbul BüyükşehirBelediye Başkanı Bedreddin Dalan’a ait İstek Vakfı’nda ruhsatlı beş adet tabanca ve yedi bin adet merminin bulunduğu iddia edildi.

İddia edilmeye bile değmeyecek bir şey bu. Yani cephaneliğin ne olduğunu bilmesek, haberi yazan bizi de aldatacak neredeyse. Herkesin evinde ruhsatlı silah ve çok sayıda mermi bulmak mümkün. Taraf gazetesi bununla bizleri neye inandırmak istiyor? Bedrettin Dalan, beş adet ruhsatlı silahla ve 7 bin mermiyle darbe mi yapacakmış? Dürüst bir demokrat olduğuna eskiden beri tanık olduğum Hüsamettin Cindoruk da geçenlerde, oldukça gayretli, saadetli bir sözcünün karşısında bu tür iddialarla dalga geçiyordu, iki çatma tüfekle darbe mi yapılırmış diye. Taraf‘ın yukardaki haberi bana sadece Aydınlık‘ın manüplatif haber üretme merkezlerini hatırlattı. Zıt gibi görünmelerine rağmen özünde öylesine benziyorlar ki.

Taraf ve “taraflardan taraf beğen” mantığıyla, temelde bir arada çalışan ve geçmişte birçok ortak iş yapmış iki ölüm çetesinden birinin tarafını tutan diğer birçokları, tuttukları tarafın haklılığına iman edebilmek ve ettirebilmek için bütün bu operasyonların orduya ve “derin devlete” karşı olduğu imajını yaratmaya çalışıyorlar. “Derin devlet”e karşı devlet operasyonu! Milan Kunderanın Gülünesi Aşklar kitabından esinlenerek Gülünesi operasyonlar diyebiliriz pekâlâ. Muazzam silah depolarıyla operasyon halinde olan ordu nerede? Hükümetin yanında. Efendim, Genel Kurmay Başkanı Başbakanla acil bir görüşme yapmış da, bu ordunun operasyonlardan rahatsızlığını gösteriyormuş da. Tabii ki, ordu ile hükümet arasında bazı çelişkiler var ve bu çok doğal. Ama hiç de sanıldığı gibi “derin” bir çelişki değil bu. Tersine derinde anlaşma var. Ordu, ABD’nin desteğindeki bir hükümetle uzun süre anlaşmazlık halinde olamayacağını kavradı ve seçimlerden sonra ulusalcıları satarak hükümetle anlaştı. Bu yüzden, bu operasyonların orduya ve “derin devlet”e karşı olduğu sadece bir tevatür ve aldatmacadır. Sadece o sözü edilen devletin, tortularından kurtulmaya çalışması söz konusudur.

Stalin, Kirov’un ölümünden sonra başlattığı büyük tasfiyeleri 1936 yılında GPU başkanı Yagoda ve ekibinin tasfiyesiyle noktalamış ve onların yerine Yezhov ve ekibini getirip ikinci dalgayı başlatmıştı. Herhalde, Yagoda tasfiye edildiğinde devlet operasyonlarının sona ereceğini ya da cinayetlerin hesabının sorulacağını umut edenler de bugünkü benzerleri kadar büyük bir yanılgı içindeydiler.

Şimdi ibrahim Şahin’in tutuklanmasından umuda kapılanlara, operasyonun Susurluk çetesine uzandığını sanıp sevinenlere sorulacak bir tek şey var: Yalçın Küçük bu örgütle ilişkili oluyor da, Susurluk çetesinin başındaki Mehmet Ağar nasıl ilişkili olmuyor? Mehmet Ağar’a ilişkin her şey açık seçik ortadayken, ona ilişilmeyip Yalçın Küçük’ün tutuklanması sizlerde hiç mi kuşku yaratmıyor? Hani nerede, geçmişte binbir cinayete ortak olmuş “derin devletin” şeriatçı kesimi? Bu operasyonların siyasi amaçlı olduğunu görmemek için ya aptal ya çocuk ya da ikisi birden olmak gerekir.

Sevinçle ellerini oğuşturan ya da polisin önüne düşüp yol götermeye kalkışan arkadaşlarımızın görmediği daha da önemli nokta, tutuklamaların, Yalçın Küçük gibi, yazdıklarına hiçbir şekilde katılmasam da, hayatı boyunca sadece yazmış ve konuşmuş bir insana uzanmasının, gerçekten Ergenekon diye bir örgüt varsa, bu örgütü karartmaya, gölgelemeye hizmet ettiğidir. Açıkçası, ben içerdeki Ergenekon sanıklarından biri olsaydım, zil takıp oynardım sevincimden, son operasyonları duyunca. Rakip tarafların, yaptıkları aşırı ve sert girişimlerle birbirlerine hizmet ettiklerini sık sık düşünmüşümdür. Yani, bütün devletsel siyasi davalarda görüldüğü gibi iş şirazesinden çıkmış bulunuyor. Artık son tutuklamalarla, Ergenekon örgütü davasının, AKP ve zırhlı korumalı savcıları sayesinde Herkesekon örgütü davasına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Demokrasi, tutuklama furyalarıyla, iftira ve suçlama histerisiyle, herkesin tutuklanma paranoyasına kapıldığı bir ortam yaratmakla olmaz. Churchill’in dediği gibi, sabaha doğru kapıyı sadece sütçünün çaldığı bir ülkede biraz olsun demokrasiden söz edilebilir.

Gün Zileli
10 Ocak 2009

Not: Bu yazının yayımlanması, Sesonline tarafından engellendi.

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI