İlkel Birikim!

 

“Sosyalist ilkel birikim” teorisini ilk ortaya atan. Rus Bolşeviklerinin önde gelen teorisyenlerinden Yevgeni Preobrajinsky’di (1886-1937). Bu teorisiyle parti içindeki “sol” muhalefete katkıda bulunan Preobrajinsky, Stalin’in NKVD’si tarafından öldürülmeden önce, teorisinin 1930’larda bizzat Stalin’in hızlı sanayileşme ve zorla kolektifleştirme siyasetleriyle fiilen pratiğe konduğunu görecek ve “sol” muhalefeti terkedip Stalin’e onay verecek kadar zaman bulabilmişti.

Neydi bu ilkel birikim teorisi? Bolşevikler, Avrupa proletaryasının Rusya’yı izleyerek devrim yapamadığını ve kısa vadede de yapamayacağını anladıklarında, Marksizmin amentüsü “üretici güçleri nasıl geliştireceklerini” kara kara düşünmeye başladı. Bunun normal dile çevirisi, bir tarım ülkesi olan Sovyetler Birliği’nin, diğer batı ülkeleri gibi sanayi devrimini yapmasıydı. Sanayi devrimini yapmalıydı ki, bu temelde sosyalizm kurulabilsin. En azından sanayileşmenin gerekçesi buna dayandırılmıştı.

Batı ülkeleri sanayi devrimlerini ilkel sermaye birikimiyle yapmıştı. Kısaca özetlenecek olursa, batı burjuvazisi, sanayi devrimini yapabilmek için birincisi, kolonilerini, ikincisi de köle emeğini sömürmüştü. İlkel sermaye birikimi esas olarak bu dış kaynaklardan sağlanmıştı. Sovyetler Birliği’nin böyle dış kaynakları yoktu. O halde, “sosyalist ilkel birikimi” sağlamak için bir iç sömürge siyaseti izlenmeliydi. Neydi bu “iç sömürgeler”? Birincisi, Sovyetler Birliği toprakları içinde yaşayan “geri” uluslardı. İkincisi, geniş köylü yığınlarıydı. Üçüncüsü de, ücretli işçilerdi. Batının üç yüz yılda yaptığı ilkel birikim, bu kesimlerin mülksüzleştirilmesi ve zorla çalıştırılması yoluyla en fazla otuz yılda yapılmalıydı. Stalin bu kalabalık iç sömürge nüfusa, 1930’larda, Preobrejinsky’nin öngöremediği bir başka kalabalık kesimi daha ekledi: “Zek”ler (mahkûm köleler). Stalin’in Büyük Tasfiyelerinin olağanüstü yaygınlığının en önemli nedenlerinden biri de budur. Yoksa, Eugenia Ginzburg’un[1] sözünü ettiği, güçlü kuvvetli Ukraynalı kızların “rejim aleyhtarı fıkra anlattığı” bahanesiyle tutuklanıp, Sibirya’nın da ötesindeki uçsuz bucaksız ormanlık bölgelere ağaç kesmeye yollanmasının başka bir mantığı olamaz.

Ve Stalin, Preobrajinsky’nin ilkel birikim teorisini pratiğe başarıyla uygulayarak Sovyetler Birliği’ni otuz yıldan da kısa sürede bir sanayi ülkesi haline getirdi. Ne pahasına mı? Sovyetler Birliği’nin gerçek zenginliğini oluşturan işçi, köylü ve aydınlarının milyonlara varan kitleler halinde ölüme sürülmesi pahasına. Sovyetler Birliği “sosyalist ilkel birikim” sayesinde sanayileşirken hem sosyalizm idealini, hem de ona hayat veren özgücünü öldürmüştü.

Bugün tüketim toplumları çağında yaşıyoruz. Artık tek tek ülkelerin sanayileşmesi ya da sanayi devrimini yapması diye bir sorun kalkmıştır ortadan. Giderek daha fazla globalleşen dünya kapitalist ekonomisinin işbölümü çerçevesinde, önceki gelişme trendine bağlı olarak her ülke belli bir rol üslenmiş bulunmaktadır. Keza, artık tüm dünya, global tüketim ekonomisine bağımlı hale getirilmiştir. Bireyler ve kitleler artık, eskisinden farklı olarak, kapitalizmin üretim nesnesi olmaktan çok tüketim nesnesi durumundadır. Artık kapitalistler size, birer üreticiden çok birer potansiyel tüketici olarak bakmaktadır. “Göreviniz”, esas olarak tüketmektir. Tüketin de ne ve nasıl tüketirseniz tüketin. Bunun bir mantığı, bir amacı olması gerekmez. Hızla tüketin, hatta tüketmiş gibi görünün ve eskisini bir kenara atıp hemen yenisini alın!

Kapitalizmin verdiği bu “görevi” hepimiz, pek farkında olmadan hızla benimsedik. Kapitalizmin kahramanı artık üretici işçi değil, tüketici bireydi ve hepimiz böyle birer kahraman namzediyiz. Ne var ki, tüketmek paraya sahip olmakla olur. Paraya sahip olmanın ise iki yolu vardır: Birincisi çalışmak, ikincisi biriktirmek. Zamanımızda çalışma alanları teknolojik gelişme tarafından hızla daraltılmakta. Diğer yandan kapitalizmin devrevi krizleri de bu daralmaya katkıda bulunmakta. Dahası,  çalışmanın gerekli paranın kazanılmasını sağlama özelliği gittikçe daha fazla aşınmakta. Spekülasyon. çalışmayı gittikçe kenara itmekte ve alana hakim olmakta.

Bu durumda, tüketim çılgınlığına kapılmış insanların tüketimde ileri hamleler yapabilmesi, “arzuladığını” sandığı tüketim mallarına ulaşabilmesi için (herkes spekülasyon yapamayacağına göre) tek yol kalmaktadır: ilkel birikim. İlkel birikimin iki kaynağı vardır: Dış ve İç. Dış kaynak, aile dışındaki başka bireyleri istismar etmektir ki, zamanımızda tüm sömürü alanları çoktan paylaşıldığı için esasen böyle bir birikim alanı da kalmamıştır. O halde, aslında ilkel birikimin günümüzdeki tek geçerli alanı içerisidir. Nedir bu iç alan. Kendi öz güçlerindir, aile fertleridir: “Ailevi ilkel birikim.”

Bugün aile ve aile fertleri, ilkel birikimin iç sömürgesidir artık. Hemen ilk kesinti yapılacak kaynaklara yönelir aile içi iktidar. Bu, çocukların masraf ve harçlıklarıdır önce. Sonra sıra onların çalıştırılmasına gelir (elbette esasen alt küçük burjuva ve üst işçi ailelerinden söz ediyorum). Ardından tatil ve eğlence masrafları kısılır. Kitap ve diğer kültür ürünlerine ilişkin harcamalar öncelikle tasfiye edilir. Bizzat iktidar sahibi anne ve baba daha fazla çalışmaya başlar (Bolşevikler de gece gündüz demeden çalışmaz mıydı!). Fazla mesaiye kalınır. Haftasonları da çalışılır. Geceyle gündüz birbirine karışır. Eve öyle yorgun argın gelinir ki artık, iç sömürge aile bireylerinin birbiriyle iki laf edecek hali bile kalmamış, sinirler gerilmiştir. İnsanlar arası ilişkiler, mutluluk, cinsel hayat, şefkat vb… hepsi tüketim nesnelerine ulaşmak için “ailevi ilkel birikim”e yatırılmıştır. Sonunda, bir kültür ürünü olarak görülmesi mümkün olabilecek örneğin düz ekran televizyon alınmıştır ama aile fertlerinde de doğru dürüst televizyon seyredecek hal kalmamıştır. Zaten, gerçekleştirilen bir tüketim nesnesinin hemen ardından bir diğeri devreye girmiştir bile. Bu yüzden, televizyonda, insanların içinde bulundukları bitkin ruh halini uyuşturacak şeyler seyredilir ağırlıklı olarak: Maç, televole ve şiddeti yücelten Amerikan filmleri.

Sovyetler Birliği’nde olan, bir başka düzlemde, bir başka birimde bir kere daha tekrarlanmıştır. Aile birimi ilkel birikimi gerçekleştirerek büyük bir hamle yapıp kendisine sunulan “önemli” tüketim mallarına kavuşmuş, ama o mallardan gerçekten yararlanacak aile bireyleri ruhen tükenmiş, hatta belki de ölmüştür. Hedefe varılmış ama gerçek özne tasfiye olmuş, böylece hedef de aslında (eğer varsa) anlamını yitirmiştir.

Anlaşılacağı üzere, ilkel birikim, ismine ve soyismine yakışır bir şekilde, gerçekten gelişmiş insanın karşısında bir ilkelliktir. İnsanın kültürel birikimini ve insanlığını tüketen bir ilkellik.

Gün Zileli
7 Aralık 2008


[1] E. Ginzburg, Anafora Doğru ve Anaforun İçinde (çev:Gün Zileli, Pencere Yayınları, 1996, 2000)

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI