Politik Diktatörlük! Ekonomik Diktatörlük!

Churchill’in ünlü bir sözü vardır. “İngiltere’de sabaha doğru kapınızı yalnızca sütçü çalar” der. Dünyada Hitlerci, Mussolinici ve Stalinci diktatörlüklerin hüküm sürdüğü bir dönemde söylendiği için daha da anlamlıdır bu söz. Gestapo olsun, Avro olsun, NKVD ve GPU olsun, kitlesel tutuklamaları yürütürken, ev baskınlarını genellikle sabaha doğru yaparlardı. Türkiye’de yaşayanlar da bu polisiye geleneğe yabancı değildir. Churchill, o dönem, “Büyük Batı Demokrasileri” diye adlandırılan, İngiltere’nin de dahil olduğu ülkelerin siyasi diktatörlüklerden farkını belirtmek için kullanmıştır yukardaki sözü.

Evet ama bu, kapınızın, istenmeyen kişiler tarafından hiç çalınmayacağı anlamına gelmez. Sabahın köründe değil ama, gecenin sakin bir saatinde kapınız aniden çalınabilir. Gelen, Churchill’in sütçüsü de değildir üstelik. Batı ülkelerinde, Türkiye’de olduğu gibi “zır kapı samimiyeti” de olmadığı için kapıyı canhıraş bir şekilde çalanın bir dost olmadığını sezer ve aşağıdan zile basanı kapıda merakla beklersiniz (bugün başıma geldi de, bu yüzden tasvirlerimin gerçekliğinden eminim). Elinde kocaman bir dosyayla bir zat çıkagelir ve size kimliğini gösterir: “TV, Radyo lisans kontrol”. Sorar, TV, Radyo var mı diye. Siz de “suçsuz” vatandaşların kendine güveniyle onu içeri davet edersiniz. “Buyrun, kendiniz bakın, gördüğünüz gibi yok. Hatta ben nefret ederim öyle şeylerden.” Ekonomi polisi (bundan böyle bu adı adı kullanmama izin veriniz) bütün polis hafiyelerinde gözlemlenebilecek kuşkucu bakışlarla evin içini şöyle bir tarar. Yatağınızın toplanmamış olmasından, odanın dağınıklığından biraz utanırsınız ama olan olmuştur artık. Tüm dileğiniz davetsiz misafirin bir an önce evinizden çıkıp rahmetli Churchill’in yanını boylamasıdır. Bu arada ekonomi polisinin gözü bilgisayarınıza ve hemen yanıbaşındaki modeme takılır. Hımmmmm… demek bir bilgisayar ha! Hem de internete bağlı. O halde… “internetten radyo dinleyip televizyon da izliyorsunuzdur siz.” Bunun, sütçünün yerine kapıyı çalan siyasi polisin mantık çarpıklıklarından pek bir farkı yoktur. Bunun gerçek ya da değil fıkra biçimindeki anlatıları bir haylidir. Örneğin, evinde çekiç buldukları maznuna “orağı nereye sakladın” diye sormak gibi. Ya da Sovyetler Birliği’nde yaşandığı üzre, “rejim aleyhtarı fıkra anlatılırken orada bulunduğuna ve şu ana kadar ihbar etmediğine göre sen de rejim aleyhtarısın” demek gibi. Siyasi polisin “kül yutmazlığı”ndan hiç de geri kalmayan ekonomik polis sizi kıstırmıştır  köşeye ve hiç niyeti yoktur bırakmaya.

“Evet ama size televizyondan nefret ettiğimi ve radyo dinlemediğimi söylemiştim.”

“İnternetten bunları dinleme ve izleme olanağınız olduğuna göre otomatikman dinleyici ve izleyici olarak kabul etmek zorundayız sizi.”

Kafanızın içinde şöyle tercüme olur bu cümle: “Bu silah evinizde bulunduğuna göre otomatikman katil olarak kabul etmek zorundayız sizi.”

Ya da

“Evinizde yiyecek malzemesi, tencere ve tava bulunduğuna göre otomatikman ahçı olarak kabul etmek zorundayız sizi.”

Ne yazık ki, iş aradığınız zamanlar tersine işler bu mantık. İyi bir ahçı olduğunuzu söylediğiniz zaman “deneyimin var mı” diye sorarlar. “Var” desen de para etmez. Çalıştığın yerleri göstermek zorundasın kanıt olarak. İyi ama o yerler de “deneyimin var mı” diye sorduğuna göre nasıl “deneyimim” olacak? Neyse, siyasi rejimler gibi gibi, kapitalizmin ekonomik sisteminin de mantıksızlığa dayandığını kanıtlamak için fazla dil dökmeye gerek yok. Herkes kendi yaşamından bunun gibi yüzlerce örnek verebilir.

Benim esas demek istediğim şu: Batı demokrasileri denen şey, aslında bir ekonomik diktatörlüktür. Ekonomik diktatörlüğün en büyük özelliği, diktatörlüğün ağırlığını siyasi alandan ekonomik alana kaydırmış olmasıdır. Aynı, örneğin Türkiye gibi siyasi diktatörlüklerin, ağırlığı ekonomik alandan politik alana kaydırmış oldukları gibi. Politik diktatörlüğün alameti farikası siyasi polis, ekonomik diktatörlüğün alameti farikası ekonomik polistir. Siyasi diktatörlüklerde vatandaşlar “çenelerini tutamayıp” siyasi olarak fişleneceklerinden, sonunda da hapse gireceklerinden; ekonomik diktatörlüklerde de ödemelerini zamanında yapamayıp ekonomik bakımdan fişleneceklerinden, sonunda da hapse gireceklerinden korkarlar. Politik diktatörlüklerde rejimin gözü beyninizin kıvrımlarında dolaşır. Ekonomik diktatörlüklerde sistemin gözü maaş bordrolarınızdan ve cebinizden bir an bile ayrılmaz. Politik diktatörlükler, sizi potansiyel bir politik özne olarak görüp her an izler; ekonomik diktatörlükler sizi ekonomik bir özne olarak görüp her an denetiminde tutmak ister vb. vb. vb…

İnsanlar ise, aslında kapılarının sadece dostları, arkadaşları, sevgilileri tarafından çalınacağı günlerin özlemiyle yaşayıp gider.

Gün Zileli
29 Kasım 2008

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI