Komünist ve Anarşistlerin Kurtuluşu…

Burası, İstanbul İşçi Üniversitesi amfisi. Ders henüz başlamamış. Ön sıralarda, bir eylemden döndükleri anlaşılan komünist ve anarşist militanlar oturuyor. Pankartlarını, “kalın” pankart sopalarını, afiş ve bildirilerini, yanlarındaki sıralara bırakmışlar, sessizce bekliyorlar.

Kapıdan, dersi verecek işçi girdi. Otuzlarında gösteren bir işçi bu. Adı Tamer Doğan. Tamer Doğan, kürsüye ilerlerken, öğrencilerini başıyla hafifçe selâmladı. Kürsüye geldi. Notlarını çıkardı. Bir iki karıştırdıktan sonra, mikrofonu ayarlayıp konuşmaya başladı:

“Arkadaşlar, bugünkü dersimiz, 16 Haziran, Tuzla Tersane grevi… Aslında ‘grev girişimi’ desek daha doğru, çünkü dışardan örgütlenen bu bir günlük eyleme işçilerin çok azı katılmış ve üretim ancak on binde bir oranında durdurulabilmiştir. Bu neden böyle olmuştur? Aranızda bu soruyu yanıtlayacak arkadaş var mı?”

Öğrenciler rahatsızca kıpırdandılar, kimseden ses çıkmadı.

Tamer Doğan, devam etti:

“Ben cevaplayayım… Öncelikle belirtilmesi gereken şu: Havzada faaliyet yürütenler, öğrenciler, aydınlar ve dışarıdan gözlemleyenler, tersane işçileri hakkında yanlış bir kanaate sahipler… Evet, o grevde herkes vardı; milletvekilleri, dünyadan emekçi dostları, sanatçılar vs. Ama tersane işçisi yoktu… Yan sanayi hariç, 40 binden fazla işçinin çalıştığı bir havzada birkaç yüz işçinin eyleme katılmış olması bu gerçekliği değiştirmiyor… Grev, içeriden kararı alınan, işçinin üretimden gelen gücünü kullandığı güçlü bir araçken, 16 Haziran eylemi, kararı dışarıdan alınan ve örgütlenen, katılımcıların çoğunluğunu öğrenci ve aydınların oluşturduğu, vakitsiz, sınıfı kapsamayan bir basın açıklaması yahut miting oldu… Alanda da görüldüğü üzere, üniversiteden gelen değerli sınıf dostları (!) kol kola girerek sözüm ona sınıfı tersanelere sokmamış, gereğinde itip kakmış, gereğinde küfretmiştir… (Tamer Doğan burada durup, öğrencilere şöyle bir baktı) Cahil, aslında kendisine küfrettiğinin farkında değil…”

Tamer Doğan, özellikle ön sıralardaki öğrencilerine hitap ederek şöyle sürdürdü dersi:

“Ayrıca, sen bir günlüğüne buraya gelmiş ahkâm kesiyorsun, yarından sonra bizi bekleyen ölümlerde kader ortağımız değilsin. Kaldı ki, sınıf dostuna yakışır bir tevazuyla kenarda ve arkada durman gerekirken, en önde ve en yukarıda durarak sınıfı hizaya getirmeye kalkıyorsun, bu da haddini bilmezlik. Bu eyleme bir günlük iş bırakma eylemi adı verilseydi daha mütevazı olurdu ve katılımda artış yaşanabilirdi. Sen istediğin kadar ‘grev, grev, grev…’ diye bağır, bu, o eylemin grev olmasını sağlamaz. Buraya kadar anlaşılmayan bir şey var mı arkadaşlar?”

Öğrenciler, “anlaşıldı” anlamında başlarını salladılar. Tamer Doğan devam etti:

“Bunların tümü, sınıfa dışarıdan, yukarıdan bakmanın doğal sonucu. Sen işçiye bilinç taşıyacak ‘yüce insansın’, ‘halka inmen lazım’, algın böyle işliyor ve gerçekten bunun doğruluğuna sonuna kadar inanıyorsun. İşçiyi romanlardan tanıyorsun, sonra da işçiyle tanışınca, basıyorsun küfürü. ‘O gün orada işçiler neden yoktu, nerede hata yaptık’ diye sormak yerine pankart kavgası yapmak (burada., Tamer Doğan’ın gözü, ön sırada oturan öğrencilerin pankartlarına birkaç saniye takıldı), birbirini itip kakmak nasıl açıklanabilir? Eylem boyunca birçok kez yaşanan ve geçmişten beri süregelen sürtüşmeler gösteriyor ki, artık sınıfın önünden çekilmemizin vakti geldi… İşin aslı şu: bölgede faaliyet yürüten çevreler sınıf çıkarının önüne grup çıkarını koyuyor ve bunun doğruluğuna inanıyor…”

Tamer Doğan, alnında biriken teri kağıt mendiliyle hafifçe silip notlarını karıştırdıktan sonra, şunları söyledi:

“Değinilmesi gereken son derece önemli bir husus da eleştiri ve özeleştiridir…. Havzadaki faaliyetlerde eleştiri mekanizması tamamen yok olmuş, dokunulmaz alanlar yaratılmış, eleştirinin önüne ödenmiş bedeller zırh olarak konmuş, eleştiren, ‘polis’ yaftası yemiştir… Daha da önemlisi, bölgede yürütülen faaliyetin genel niteliğinin dışarıdan olmasıdır. Yani üretim alanında, hem fikri, hem de fiziki anlamda temsiliyetin bulunmamasıdır… İşçilerin 16 Haziran günü eyleme katılmama nedenleri gayet sarihtir: Onları ilgilendiren hayati bir kararın, onlara rağmen, onlarsız alınması.”

Tamer Doğan, notları içinden bir sayfayı çıkarıp oradan okuyarak şöyle devam etti:

“Arkadaşlar, şimdi grev eyleminden çıkan şu dersleri tek tek not etmenizi istiyorum, önümüzdeki günlerde bu maddelerin her birini işleyeceğiz derslerimizde: 1. Ezberleri bozmak; 2. Algıyı düzeltmek; 3. Sınıfa dışardan, kenardan veya yukardan değil, içeriden bakmak, büyüklük hastalığından arınmak; 4. Sınıf çıkarının önüne asla ve asla grup çıkarını koymamak; 5. İşçi olmak, içeride olmak, kader ortağı olmak; 6. Samimi olmak; 7. Eleştirilere açık ve tahammüllü olmak; 8. Gerektiğinde çekilmesini, alandan çıkmasını, yanlışı kabul etmesini bilmek; 9. Aceleci olmamak, uzun vadeli düşünmek ve kalıcı olmak.”

Tamer Doğan notlarını topladı. Dersini bitirmişti. Kürsüden ayrılmadan önce, öğrencilerine dönüp şöyle dedi:

“Arkadaşlar, gelecek ders için sizlere bir kompozisyon ödevi veriyorum. Bir hafta zamanınız var. Rahat rahat yazabilirsiniz. Kompozisyonun konusu şu: “Komünistlerin ve Anarşistlerin Kurtuluşu, İşçi Sınıfının Eseri Olacaktır.

İşçi Tamer Doğan, gülümseyerek öğrencilerini başıyla selâmladıktan sonra amfiden ayrıldı.

Gün Zileli
21 Ağustos 2008

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI