Aşırı Sağdaki Değişme ve Tepişmeler

Türkiye’de aşırı sağın iki temel kaynağı vardır: 1. Dinci Anadolu muhafazakârlığı; 2. Kemalist Devlet muhafazakârlığı.

Alpaslan Türkeş, bu iki muhafazakârlık türünü partisi MHP’de kaynaştırmaya çalıştıysa da, süreç içinde, kitlesel temeli daha kalabalık olan dinci Anadolu muhafazakârlığına daha fazla ağırlık vermek zorunda kaldı ve devlet muhafazakârlığından sadece bazı üst düzey kadrolar devşirebildi.

Dinci Anadolu muhafazakârlığının hassas noktası dindi; devlet muhafazakârlığının hassas noktası ise devlet. 1960’lı ve 1970’li yıllarda, aşırı sağın temel anti-komünist propaganda teması, komünizmin dini ve devleti ortadan kaldıracağıydı. MHP, dini ve devleti ortadan kaldırmak istediği iddia edilen solun karşısında bir kalkan rolü oynamaya soyunmuştu.

12 Mart döneminde, ağırlıklı olarak MHP’nin temsil ettiği Anadolu muhafazakârlığıyla, ordunun temsil ettiği devlet muhafazakârlığı tam bir ittifak içinde hareket ettiler. Ordu, solcuları yakalayıp içeri atarken, MHP’li militanlar da solcuların yargılandığı mahkemelerin tanıkları olarak kullanıldılar.

12 Mart sonrası (1974) dönemde, ordu, siyaset alanından bir ölçüde çekilmiş göründü. Anadolu muhafazakârlığının temsilcisi MHP, solcularla savaşmak için paramiliter güçler oluşturma yoluna gitti. Elbette, ordu da sola darbe indirmek için pusuda beklemekteydi. 12 Eylül böyle geldi.

12 Eylül döneminde, aşırı sağın devlet kesimi ordu aracılığıyla duruma hakim oldu. Öyle ki, bu hakimiyet, Anadolu aşırı sağının temsilcisi MHP’yi bile bir ölçüde örseledi ve kenara itti. Temelde yine ittifak halindeydiler ama ordu aşırı sağcılığın iplerini, en azından bir dönem elinde tutmak istiyordu.

1990’lı ve 2000’li yıllarda başka gelişmeler yaşanmaya başladı. Dinci Anadolu aşırı sağına dayanan MHP’nin karşısında, 1960’lardan beri adım adım kendini inşa eden bir rakip yükselmeye başlamıştı: Dinci Erbakan hareketi. Erbakan hareketi, dinci muhafazakârlık temelini MHP’nin (ve onun koruyucusu AP’nin) altından kaydırıp kendi saf dinci hareketine temel yapmak için yükselişe geçmişti. Öte yandan, devletçi muhafazakârlıkta da, Anadolu sağcılığındaki bu gelişmeyle bağlantılı değişimler yaşanmaktaydı. “Komünizm” ölmüş, devlet için baş tehlike, komünizmden, “bölücülüğe” ve “dinciliğe” kaymaya başlamıştı. Devletçi muhafazakârlık, Anadolu muhafazakârlığı içinde dinci akımın gelişmesinden rahatsızdı. Böylece devlet muhafazakârlığı, propagandasının ağırlığını, anti-komünizmden laikliğe kaydırdı. Devlet, dincilik tehdidi altındaydı.

Geleneksel olarak devletçi olan MHP, devletsel muhafazakârlıkla ittifakını bozmamak için, dayandığı Anadolu muhafazakârlığını kaybetme tehlikesi pahasına, laik devletin safında yer aldı. Ayrıca devletin laik saldırısının, Anadolu muhafazakârlığını kazanmak için mücadele ettiği rakibi dinci akımı gerileteceğini ve bu geleneksel aşırı sağ potansiyelin devlet tarafından yine kendisine bırakılacağını umut ediyordu. Diğer yandan, aşırı sağcı muhafazakâr devletçilik de, kendine yeni bir güç ve destek kaynağı bulmuştu: eski sol. Eski solun önemli bir kesimi, geleneksel Kemalizmini, devlet muhafazakârlığına fiilen dahil olarak taçlandırmıştı. Öyle ki, eski solun aşırı devletçiliği ve dinci kesime karşı haçlı seferi düzenlemede gösterdiği iştiyak, bu kesimi, sadece devlet muhafazakârlığı ile değil, MHP ile de ittifak haline sokmuştu. Kısacası, Türkiye’de faşizm, kendine yeni bir damar kazanmıştı.

2000’li yıllarda, tüm devletsel engellemelere rağmen, aşırı sağın Anadoludaki geleneksel alanlarına el atan dinci akımın yükselmesi devam etti. Erbakan’ın yerine Tayyip Erdoğan kadrosunu getirerek deri değiştiren dinci hareket, sadece merkez sağın ana partisi olmaya adaylığını koymamıştı, o, bütün sağı istiyordu, dolayısıyla, zaten önemli ölçüde gelişme sağladığı Anadolu sağcılığı alanından MHP’yi bütünüyle atmak niyetindeydi. Buna bağlı olarak, MHP’de de başka tür bir gelişme yaşanıyordu. Klasik Anadolu-taşra sağcılığını AKP’ye kaptırmak üzere olduğunu gören MHP, bu kez şehirlerin muhafazakâr kesimlerini kendine taban yapmayı denemekteydi, üstelik, klasik merkez sağın çökmesiyle bu alanda bir boşluk oluşmuştu. Ne var ki, şehirlerin muhafazakâr kesimleri, geleneksel olarak aşırı sağdan çok, merkez sağın tabanını oluşturuyordu. Bu durumda MHP de giderek aşırı sağdan merkez-sağa kaymaya başladı.

Siyaset boşluk tanımaz. MHP’den yavaş yavaş boşalan aşırı sağ alanına bu sefer, devletçi aşırı sağın kadroları el atmaya girişti. “Kuvayı milliye” ya da “Ergenekon” vb. adlı subay eskisi yarı-legal dernek ve örgütlerin Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde görülen yeminli, silahlı törenleri bu gelişmenin ürünüydü.

Kısaca özetlersek, Türkiye aşırı sağı yeni bir oluşum yaşıyor. MHP, geleneksel tabanından giderek uzaklaşma ve merkez-sağ bir parlamentarist partiye dönüşme sürecinde. Evet ama, dinci Anadolu-taşra muhafazakârlığı yerli yerinde durmakta. Orada oluşan boşluğu kim dolduracak? Şu anda bu alana esas olarak AKP oturmuş gözüküyor. Eğer bu durum devam ederse, bu, AKP’nin giderek daha da sağa kayacağının, hele iktidarda olduğu ve orduyla arasındaki sorunları halletme sürecine girdiği koşullarda giderek aşırı sağcı bir parti haline geleceğinin işareti olarak görülebilir. Öte yandan, klasik devletçi aşırı sağda bir gerilim yaşanıyor. Eski solla da beslenen militan devletçi bir kesim giderek Anadolu aşırı sağcılığına daha fazla oynamaya başlamış durumda gözüküyor. İP’in İslamiyetle barış ilân etmesi boşuna değildir. Ama bu durum, orduyla bu aşırı sağ kesimin arasındaki bağları zayıflatacak gibi görünüyor.

Son “Ergenekon” olaylarına bir de aşırı sağdaki bu gelişme ve tepişmeler açısından bakmak iyi olur diye düşünüyorum.

Gün Zileli
7 Nisan 2008

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI