Boşuna mı çiğnedik? (Derya Sazak)

Siyaset Günlüğü,
28 Mart 2008


Tarih ileri doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır!    Türkiye gibi gündemin “ışık hızıyla” değiştiği bir ülkede bırakın güncel olayların tarih süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesini, hatırlanması bile güçtür. Buna değişen çağın temposunu, daha çok eğlenceye dayalı kültürünü ve insanların yaşam kavgasına ayırdığı sürenin toplumsal belleğimiz üzerindeki aşındırıcı etkilerini kattığınızda geçmişi anlamak iyice içinden çıkılmaz hale gelir. Üstelik bu ülkede olaylar “Saatli Maarif Takvimi”nin fırtına mevsimi ve yemek tarifleri gibi rutin şekilde karşımıza geliyorsa, “dün, bugün ve yarın”ı birbirinden ayırmakta zorlanırsınız.

Örneğin bugünlerde yapılan “uzlaşma, sağduyu, ortak akıl” gibi çağrıların 60 yıllık çok partili yaşam süresince gündeme gelmediği bir zaman dilimine rastlamak olası mıdır?

Muhtıra, ya da darbeler.

Çeteler.

İktidar, muhalefet kavgaları.

Tanzimat’tan bu yana süren, “asker-sivil” güç çatışmaları.

Cumhuriyet dönemi boyunca çözemediğimiz Kürt ve İslam meselesi.

Ve bugün geldiğimiz noktada parti kapatmalar, “Ergenekon”lar.

68 kuşağının serüveni.

Darbeyle bastırılan sol hareketler.
Kırk yıl sonraki manzara şudur: Türkiye, 1960’ların “soğuk savaş” ortamında ilerici, demokrat ve özgürlükçü akımları bir “tehdit” algılaması şeklinde görüp, işçi hareketlerini, üniversitedeki aydın ve öğrencileri “sağ-sol” kutuplaşması altında birbirine kırdırmasa, siyasetteki insan kaynağı bugünkü İslamcı kadroyla sınırlanmayacak ölçüde zengin olurdu. 12 Mart ve 12 Eylül’deki askeri müdahaleler, demokrasiyi kesintiye uğratmakla kalmadı, 200 yıldır etkilendiğimiz Batı demokrasilerine özgü klasik merkez sağ-sol partiler dengesini de yok etti. Türkiye bugün “muhafazakâr-İslamcı” partiyi yüzde 46.5 oyla işbaşına getiren bir ülke konumuna geldi.

Ancak demokrasi böyle bir şey. “Ne ekerseniz, onu biçersiniz!”

Yıllarca “solsuz demokrasi” özlemi çekenler şimdi bugünkü iktidar gerçeği karşısında “demokratik olgunluğu” göstermek zorundalar. Parti kapatmalar, 12 Eylül’ler, 28 Şubat’lar çözüm olmuyor. Bu kargaşa içinde “soldan sağa savrulan”, cuntacılığa davetiye çıkaran ulusalcıların “ideolojik” duruşlarını anımsamak amacıyla bazen eski kitapları okuyorum.

Gün Zileli’nin “Yarılma”sı, Sadun Aren’in “Puslu Camın Ardında”sı öğretici olduğu için bu sütuna taşıdım. Sevim Belli’nin “Boşuna mı çiğnedik?” adlı kitabına da yeni başladım!

Mecburuz bugünü ve gelecekte olacakları anlamak için geçmişe dönmeye.

Tarih ileri doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır!

Derya Sazak

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI