Suç!

 

 

Yani suç işlemek diye buna denir!

Sen tut, esir düş. Askeri disiplini aşırı bir şekilde sarsmak değil de ne bu! Hiç düşünmedin mi esir düşerken askeri disiplini aşırı bir şekilde sarsacağını, sarstığını. Seni esir alanlara, “ben askeri disiplini aşırı bir şekilde sarsmak istemiyorum, onun için beni esir almayın, askeri disiplini sarsmama izin vermeyin, şuracıkta öldürüverin” demek de mi aklına gelmedi be asker kardeşim. Bu kadar olur yani! Şimdi sen diyeceksin ki, “beni askeri mahkemeye sevk eden Genel Kurmay Başkanı ya da tutuklayan askeri yargıç benim yerimde olsaydı askeri disiplini aşırı bir şekilde sarsmayacak mıydı sanki.” Bak, aklından geçen bu soru bile kafanın askeri disiplini sarsmaya ne kadar yatkın olduğunu gösteriyor. Şunu bilmelisin ki, Genel Kurmay Başkanı ya da askeri yargıç, hiçbir zaman senin yerinde olmazlar. Onların görevi, bulundukları yüksek makamlardan askeri disiplinin aşırı bir şekilde sarsılmasını önlemektir. Senin görevin ise ölmek. Bunu hâlâ idrak edememişsen ne diyeyim sana. Bu idraksızlığınla askeri disiplini aşırı bir şekilde sarsmaya devam etmektesin hâlâ.

Peki, “emre itaatsizlikte ısrar” ettiğini de mi inkâr ediyorsun? Sana o kadar emredildi öleceksin diye, niye ölmedin de esir düştün, söyle bakalım. Hadi ölmedin, esir düştün diyelim. Niye sana Genel Kurmay’ın internet sitesinden o kadar “silahlı kuvvetlerle irtibatı kesilenler yeniden irtibat kursunlar” diye emredildiği halde emre itaatsizlikte ısrar edip silahlı kuvvetlerle irtibat kurmak için çaba göstermedin? Ne? Esir bulunduğun yerde internet yok muydu, olsa bile izin vermezler miydi? Hiç seni esir alanlara sormak aklına geldi mi peki? Dedin mi onlara, “Genel kurmay bize yeni emirler göndermiş olabilir, Genel Kurmayın internet sitesine bir bakabilir miyim” diye. Aklından bile geçmedi değil mi? Peki bu, emre itaatsizlikte ısrar değil de ne, söyle bakalım. Bir asker, hasbelkader esir düşse bile, ne yapar ne eder, telefonla, internetle, ne bileyim her yolla, irtibatının kesildiği emir komuta zinciriyle bağ kurmak için çaba gösterir değil mi? Nerdeeee sende o emre itaat bilinci?

Peki, başka ülkelerin topraklarını izinsiz geçtiğini de mi inkâr edeceksin? Seni esir almış götürürlerken, esir alanlara, “hemşerim ben başka topraklara izinsiz geçemem, ülkemin yasalarını çiğneyemem, bu yüzden beni götüremezsiniz” demek aklına geldi mi? Ya da “izin verin de başka ülkelerin topraklarına geçmek için komutanlarımla bağlantı kurayım, onlardan izin alayım” ya da en azından, “Hakkari valisiyle irtibatımı kurun, başka topraklara geçmem için o izin versin, ondan sonra geçelim, ne olacak şu sınırda beş dakika bekleyiverin” demek hiç aklına geldi mi? Gelmedi değil mi?

Hatta daha önce tanışmış olsaydık ben sana daha pratik bir yol da gösterebilirdim. Askere giderken bir pasaport çıkartmak o kadar zor bir şey miydi yani? Eğer yanında pasaportun olsaydı biraz olsun suçlanmaktan kurtulma ihtimalin vardı. En azından savcıya, “pasaportum yanımdaydı ama sınırda herhangi bir görevliye rastlayamadım, sınırı onun için izinsiz geçtim” der, bir nebze olsun haklılık payı kazanırdın. Ülkeye döndüğünde de pasaportuna geçiş damgasını vurdurur, hiç değilse ceza maddesinin bu suçlamasından yakayı sıyırabilir, cezanı biraz olsun hafifletebilirdin.

Ah asker kardeşim ah! Ne olacak şimdi? Nasıl kurtaracaksın kendini? Nerden baksan suçlusun. Gördüğün gibi, esaret senin kaderin. Cem Karaca’nın bir şarkısını anımsattı senin durumun: “İşçisin sen, işçi kal.”

Esirsin sen, esir kal!

Gün Zileli
11 Kasım 2007

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI