Rezaletin Son Perdesi: İP’li Kadınların Askere Alınma Başvurusu

Kendisi de bir askeri müfreze tarafından kurşuna dizilen Japon anarşisti Osugi Sakae, babasının mesleği sorulduğunda, “katil” dermiş. Çünkü babası subaymış ve ailesi bir asker kastına dahilmiş.

Benim babam da subaydı. 1959 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinden albay rütbesiyle emekli olduktan iki yıl sonra, benim bugünkü yaşım olan 61 yaşında vefat etti.

Bütün hayatını ordu kışlalarında geçirmiş bir insandı. 1919 yılında, genç bir teğmenken, padişahın hassa alayında görevliymiş. O dönemden kalma bir fotoğrafını hâlâ saklarım. Anadolu’da başlayan direniş hareketine katılmak için hassa alayından kaçıp Ankara’nın yolunu tutmuş, ama o zaman Mustafa Kemal tarafından yeni kurulmuş olan şimdiki MİT teşkilatının üyeleri, padişahın casusu olabileceği kuşkusu ile Ankara’ya girmesine izin vermemişler. Gerisin geri dönüp hiçbir şey olmamış gibi görevine devam etmiş. Daha sonra, İzmir’in alınışına katılmış. Babamın “kurtuluş savaşı”na dahli bundan ibaretti sanıyorum.

Ne var ki, bir kere bu mesleğe intisap etmiştiniz, devam etmek “zorunda”ydınız. Babam, dağlardaki eşkiya takibi hikâyelerini de anlatırdı bazen. Müfrezelerindeki bir askerin kadın sesini taklit ederek, aç kaldıkları için dağ evinin kapısına dayanan eşkiyaları nasıl pusuya düşürdüğünü anlattığında çok üzülürdüm. Eşkiyaların pusuya düşmesinden hiç hazetmezdim.

Babam Dersim isyanının bastırılmasında da görev almış. Oraya ilişkin anılarından hiç söz etmek istemezdi. Radyoda yanık Alevi türküleri çaldığı zaman hüzünlenir, sonra da sinirlenip radyonun düğmesini hışımla çevirerek kapatırdı. Kimbilir ne kötü anıları vardı oralara ilişkin. Sonradan TİKP örgütlenmesi için gittiğim Dersim’de Munzur’a uzun uzun bakmıştım. Munzur, babamın da orada olduğu 1938 yılında günlerce kırmızı akmış.

Çocuklar sevimlidir, ama akıllı oldukları bir hayli kuşku götürür. Küçükken, çoğu çocuk gibi salağın teki olduğumdan ise hiç kuşkum yok. Büyüklerin, “büyüyünce ne olacaksın bakalım” klasik sorusuna, her seferinde, “albay olacağım” diye yanıt verirdim. Soruyu soranlar gülerlerdi. Ama babamın yüzü asılırdı. Bizim büyüyünce “albay” ya da asker olma hevesimizden hiç hoşlanmadığı kesindi. Bazen bunu ifade ettiği de olurdu. “Hayır, asker falan olmayacaksınız,” derdi. Askerliğin hiç de özenilecek bir meslek olmadığını açıkça beyan ederdi. Babamın, “ben askerim” diye böbürlendiğini hiç anımsamıyorum. Tabii ki, benim tanık olduğum son on dört yılı için söylüyorum bunu.

İP’li kadınların “askere alınmak” için askerlik şubesine başvurduklarına ilişkin haberi okuduğumda aslında şaşırmadım. Sadece derin bir acı duydum. Bu parti, 1969 yılında, devrim umuduyla, içlerinde benim de yer aldığım beş kişi tarafından kurulan TİİKP (Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi) adlı partinin devamı olan, onun 38 yıl sonraki haliydi. Yaklaşık kırk yıl sonra, nereden nereye gelinmişti. TİİKP’nin programını okuyanlar bilirler, bu programda birçok sakat yan olmasına rağmen bir tek şey çok netti: TİİKP, egemen sistemin devletini ve ordusunu parçalayan bir toplumsal devrimden yana olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Bu parti, 1975 yılının ortalarında, Sovyetler Birliği’ni de hedef tahtasına koydu. Bu andan itibaren, tüm solu ihbar siyaseti de doğal olarak gündeme geldi. O dönemde bu siyasete karşı direndiğimi falan ileri sürecek değilim. Havariler (1972-1983) (İletişim Yayınları, 2002)’de de anlattığım gibi bu devlet yanlısı siyasetlerin üretilmesine ortak oldum. O yıllarda bile, kadınların orduya katılması gibi bir çağrı aklımıza gelmemişti.

Bu son çağrı artık ses duvarının tamamen aşıldığını gösteriyor. İP’li kadınlar, “vatan savunması” ve “bölücü teröre” karşı mücadele adına orduya katılacaklar ve Kürt gençlerini avlamak için elde silah dağlarda dolaşacaklar (öyle sanıyorum ki, Genel Kurmay, İP’ten daha sağduyulu olduğu, en azından rezaletin son perdesini oynamayı göze alamayacağı için bu korkunç projeyi onaylamayacaktır). Yani İP’li kadınlar kelle avcısı olarak görev yapacaklar.

Aç kalmış bir gerillayı pusuya düşürmek için artık bir jandarma askerinin sesini inceltip kadın taklidi yapmasına da gerek kalmayacak.

İnsan, başlangıç noktasını anımsamakta bile bazen zorluk çekiyor.

Gün Zileli

2 Temmuz 2007

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI