Yürüyüş’ün Yürüdüğü Yer!

Son olarak yazdığım 16 Mayıs 2007 tarihli “Stalinizm ve Nasyonal Sosyalizm” başlıklı yazımı şöyle bitiriyordum:

“Türkiye’de özünde en Stalinist örgütler İP ve Türk Solu’dur. Hâlâ Stalinist geleneğe bağlı olup, Türk milliyetçiliğinin ve devletinin karşısında yer almaya devam eden örgütler, yakın zamanda ya Stalinizmden vazgeçecekler ya da (bugünkü TKP örneğinde yaşandığı gibi) yurtseverlik, ulusalcılık ve devletçilik yolunda ilerleyerek, İP’in, Türk Solu’nun ve Yalçın Küçük’ün bulunduğu noktaya varacaklardır.”

“Yakın zamanda” derken, bu kadar yakın bir zamanı kastetmemiştim doğrusu. Evrensel gazetesi ve Yürüyüş dergisi, özellikle 13 Mayıs’ta, İzmir’in Gündoğdu semtinde yapılan eli bayraklı mitingin ardından yazdıklarıyla öngörümü yıldırım hızıyla doğruladılar. Merak edenler, Evrensel‘in son iki haftadaki yayınlarına bakabilirler. Ben burada, esasen, günümüze kadar Stalinizmi en katı biçimiyle savunan ve eylemde pek “sert” olan bir sol eğilimi temsil eden Yürüyüş‘ün 20 Mayıs 2007 tarihli 105. sayısından örnekler vermekle yetineceğim.

Derginin kapağında, son eli bayraklı yürüyüş olan İzmir Gündoğdu mitinginden bir fotoğraf yer alıyor. Üstündeki yazı ise şöyle: “Bağımsızlık ve Demokrasi Mücadelesine Katıl!” Bu slogan yürüyüş resminden bağımsız konsaydı, böyle bir mücadeleye çağrı olarak anlaşılabilirdi. Ne var ki, Gündoğdu’nun eli bayraklı fotoğrafıyla birlikte bu, yürüyüşün “bağımsızlık ve demokrasi” mücadelesi olarak görüldüğü, katılmayanların da buraya çağrıldığı anlamına geliyor. Zaten uzun boylu yorum yapmaya gerek yok. İçerdeki birkaç yazı, bunun böyle olduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor.

“Bu İnsan Seli, Hangi Yatakta Akmalı?” başlıklı yazının tonu ve yönelimi, Yürüyüş‘ün hangi safta olduğunu açıkça ortaya koyuyor:

“Zaman, Türkiye, Milli Gazete gibi birkaç tarikat gazetesinin dışında hemen herkes, Gündoğdu mitinginin Türkiye tarihinin en büyük mitinglerinden biri olduğunda hemfikirdi.” (s.6)

Yürüyüş, “hemfikir” olanların arasında örneğin, Ortadoğu gibi MHP yanlısı gazetelerin de bulunduğunu kaydetmekten imtina etmiş.

Neyse, Yürüyüş meydanın niteliğini tahlil ederek devam ediyor:

“Gündoğdu meydanı, gericiliğe, şeriatçılığa, yaşamının inançlar adına dayatmalarla, yasaklarla kuşatılmasına karşıdır. Meydan, emperyalizme bağımlılığa karşıdır… Meydanın insanlık onuru var. Bu yüzden karşılar şeriata. Meydanın ulusal onuru var. Bu yüzden karşılar emperyalistlere.” (s.6)

Bilindiği gibi, Hitler de din karşıtıydı. Öte yandan, Alman halkını, Birinci Dünya Savaşı’nda diğer kapitalist ülkeler tarafından kırılan “ulusal onur”unu tamir etmek adına ayağa kaldırmıştı.

Devam ediyor yazı:

“Meydandan, kürsüdekilerin çoğu onaylamıyor olsa da, ‘Ne ABD ne AB, Bağımsız Türkiye” sloganları yükseliyordu. Bir başka ikili tavır da şeriatçılığa ve darbeciliğe karşı tavrı dile getiren ‘ne şeriat ne darbe tam bağımsız Türkiye’ sloganlarıydı. Bunlar, ‘sezgisel’ de olsa, siyasal olarak AB’ciliğin, Genel Kurmaycılığın etkisini azaltan, bağımsızlığı ve demokrasiyi birbirinden kopartan yaklaşımları aşan tavırlar olarak dikkat çekiciydi.” (s.6)

Birinci slogan, doğrudan doğruya İP’in, son mitingte meydana hakim kılmayı başardığı temel sloganıdır. Yürüyüş‘ün, İP’in sloganını olduğu gibi benimsemesi ilginçtir. Bağımsızlık ve “anti-emperyalizm” başlı başına bir konu olduğundan bunu bir başka yazıda ayrıca ele alacağım, ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki, bugün bağımsızlık sloganı, ne devrimci olmaya yetmektedir, ne de kapitalizmle ciddi bir mücadele çizgisine işaret etmektedir. Bugün bağımsızlık sloganı, sizi kapitalistlerle olduğu gibi, faşistlerle, darbecilerle ve Genel Kurmayla karşı karşıya getirmez. Hatta emperyalistlerle bile karşı karşıya getirmez. Bugünkü Çin’in, Vietnam’ın, hatta Küba’nın bağımsızlıklarının, kapitalist dünya ekonomisiyle bütünleşmeye hiç de engel olmadığını saptamak bunu anlamak için yeterlidir. Öte yandan, darbeye karşı slogan atmak Genel Kurmay’ın ve darbecilerin peşine takılma gerçeğini örtbas edemez. Bu yürüyüşler Genel Kurmay tarafından beslenmiş ve desteklenmiştir. “Darbeye karşıyım” diyerek bu yürüyüşlere katılmak, “hem ağlarım, hem giderim” ikircikliliğinin tipik bir örneğidir.

Yürüyüş bu kadarla da kalmamaktadır. Türk bayrağının daha da kararlı bir şekilde sallanmasından yana olduğunu belirtmektedir:

“…alanlarda taşınan bayraklar, tek başına ‘ulusal kurtuluşçu’ bir anlayışı, güçlü bir bağımsızlık talebini ifade etmemektedir… Mesele bayrağı, sancağı, gerçekten emperyalizme karşı savaş için sallayabilmektir.” (s.)

Böylece Yürüyüş, Türk devletinin bayrağının benimsenip “ulusal kurtuluş” için dalgalandırılmasını açıkça beyan etmiş olmaktadır.

Yürüyüş, ama nereye?

Gün Zileli

2 Haziran 2007

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI