AYYUK – No.7, Kasım 2004

AYYUK

(AAYYDÇE)

———————————————-

Anarşizm Adına Yapılan

Yanlışlara Dikkat Çekme Enstitüsü

———————————————-

No.7, Kasım 2004

(Yanlışların Ayyuka Çıktığını hissettikçe çıkar)

———————————————-

DİKTATÖRLERİ YALNIZ BIRAKIN !

2000 yılının Eylül ayının ortasında çıkan 6. sayısından sonra yayınına ara verdiğimiz Ayyuk’u yeniden çıkarmak zorunda kaldığımıza ne kadar üzüldüğümüzü söylesek azdır. Neredeyse beş yıldır huzur içindeydik. Kimseyle bir alıp veremediğimiz yoktu. AGF belâsı, biraz da kendi çabaları sonucunda, aşağı yukarı bütün aklı başında anarşistler tarafından görülmüş ve aldanıp da bu örgüte katılan anarşistler ondan ayrılmaya başlamıştı. Artık kimsenin AGF’nin deli saçmalıklarına kulak astığı yoktu. Bu çorbada bizim de biraz tuzumuz olduğunu düşünerek gönül huzuru duymuştuk.

Ama bu gönül huzuru ve dinginlik çok sürmedi. İktidar illeti, ne yazık ki, bu sefer, kendini, bizzat AGF’nin gadrine uğrayan anarşist çevrelerde göstermeye başladı. Belki de, anarşist de olsa, sanal ya da somut bütün küçük gruplarda çıkması kaçınılmaz olan, küçük iktidar odakları ve küçük despotlar kendini yeniden göstermeye başladı.

Ayyuk’un 3. sayısında, AGF’yi eleştirdiğimiz, “Küçük İktidar Alanları Yaratmak” başlıklı yazımızda şöyle diyorduk:

“Üstelik bu tür iradeci küçük gruplarda otoritenin ortadan kalktığını, kalkacağını hayal etmek de çocukça bir düştür. Tersine, her türlü objektifliğin ortadan kalktığı, gruba bir tarikat bağlılığının sinmesinin kaçınılmaz olduğu ve herkesin birbirinin ‘yanlışını’ gözetlediği, herkesin birbirinin polisi olduğu bir ortamda, neyin doğru neyin yanlış olduğunu dikte edecek ve diğerlerine kendi otoritesini dayatacak bir otonom zorbasının ortaya çıkması çok büyük bir olasılıktır. Tahakkümü ortadan kaldırma söylemi de pekâlâ bir tahakküm aracı olabilir.”

Bu kez, “otonom zorbası”, Anarşist İletişim adlı sanal sitede, bir “site zorbası” kılığında ortaya çıktı ve kendi otoritesini, esas olarak Ankara’da, küçük diktatörlüğü etrafına topladığı bir grupla birlikte, sanal alanda uygulamaya girişti.

Diktatörlerin zorbalığı şöyle bir olayla su yüzüne çıktı: Sitenin üyelerinden biri, 29 Ekim’e tesadüf eden Cumhuriyet bayramı günü, işgüzarca bir tutumla ve sitenin genel havasına hiç de uygun düşmeyen bir tarzda, Can Yücel’in Cumhuriyetin “farz” olduğunu ilân eden bir şiirini yayımladı. Can Yücel, kendi tarzına uygun olarak, şiirinde, bir kelime oyunu yapıyor, Gökova’da, cumhuriyet bayramlarına rast getirilen sünnet düğünlerinde “yaşasın cumhuriyet” diye bağırılmasından hareketle, cumhuriyetin “sünnet” değil, “farz” olduğunu söylüyordu. Gerçi şiir dikkatli okunduğunda, sünnetçilerin dinciliğiyle cumhuriyetin laikliği arasındaki çelişkiye de bir gönderme yapıldığı anlaşılacaktır ama, bu bile şiiri kurtarmamaktadır. Açıkçası, Can yücel, ne yazık ki, sınıfsal ve ailevi köklerine uygun olarak, açıktan Kemalist bir şiir yazmıştır. Bu şiiri siteye yollayan arkadaşın amacı nedir? Kanımızca amacı, cumhuriyete karşı olduklarını bildiği anarşist çevreye, Can Yücel gibi güçlü bir şaire sırt dayayarak  cumhuriyetçilik propagandası yapmak ve sitede bir tartışma başlatmaktır. Site mensuplarından bir kısmı, bu arkadaşın beklentilerine uygun ve haklı olarak, şiire ve cumhuriyetçiliğe tepkilerini ortaya koymuşlardır. Şiiri yollayan arkadaş, bunun üzerine, itiraz edenlere, “yoksa siz padişahlıktan yana mısınız” diye, hiç de zekice olmayan bir atışta bulunmuştur. Bu, “kapitalizme karşıyım” diyen birisine, “yoksa sen feodalizmden yana mısın” diye sormak kadar abestir. Ne var ki, bundan sonra işler şirazesinden çıkmıştır.

Nasıl çıkmıştır? Sitedeki bazı “önde gelen” arkadaşlar, cumhuriyet yanlısı arkadaşımızla tartışmak yerine, “idari” tedbirlere baş vurulması gerektiğini ileri sürmüş, bununla da yetinmeyip, bu kişiyi siteye alan arkadaşı da hedef tahtasına koymuşlardır. Ve “önde gelenlerin” bu isteği (ki bunlar çoğunlukla Anki Anarki adresini kullanan, bir süredir, sitenin gerçek efendileriymiş gibi davranmalarıyla dikkati çeken gruba mensupturlar), “önde gelenlerin” “en önde geleni” olarak temayüz eden bir moderatör ya da gladyatör tarafından derhal yerine getirilmiş, şiiri yollayan arkadaş, siteden apar topar atılmış ve “önde gelenler” tarafından hiç tereddütsüz “provakatör” olarak nitelenmiştir. “Önde gelenlerin önde geleni”, işlediği suçun farkında olduğunu gösterir bir şekilde, şu tarihi lafı etmiştir: “ellerimi kirlettim, sayfayı temizledim.” Bunun anlamı çok açıktır. “Taraftarlarına” şu mesajı vermektedir: “Bakın sizin talepleriniz doğrultusunda siteyi temizlemek için cinayeti işledim, elimi kana buladım. Siz de benim kıymetimi bilin.” Stalin bile, işlediği cinayetleri böyle veciz bir şekilde ifade edememişti.

Bundan sonrası daha da vahimdir: Eğer sitede “cinayeti” görüp bunu dillendirenler olmasaydı, bu bir “aile içi cinayet”, bir “töre cinayeti”  olarak kapanıp gidebilirdi. Ne var ki, atılan arkadaşı siteye alan arkadaş başta olmak üzere, sitenin birçok üyesi, yapılanın anarşist-özgürlükçü ilkelere tamamen ters olduğunu, bir insanın yanlış bir fikir ileri sürdüğü için atılamayacağını, atılan arkadaşın “provakatörlüğünü” kanıtlayan bir durum olmadığını, kaldı ki, savunmasının bile alınmadığını söyleyerek itiraz ettiler. Böyle bir durumda ne yapılır? İtirazlar dikkate alınır, tartışılır, bir konsensüse varılmaya çalışılır, eğer insanlar ikna edilemezse oylama yoluna gidilir, daha olmadı karar geri alınır değil mi? Hayır, böyle yapılmadı. Bu saatten sonra Ankara diktatörlüğü diye adlandırmaktan çekinmeyeceğimiz kesim, tam tersine, uygunsuzluğu eleştirenleri de suçlamaya, hatta onların da “provakatör” olduğunu söylemeye, site içinde korkutucu ve sindirici bir dil kullanmaya, atılan kişinin “provakatör” olduğunu kanıtlamak üzere istihbarat faaliyetlerine girişip, GPU tarzı akıl yürütmelerde bulunmaya başladılar. İtirazlara karşı, en diktatör dernek ya da parti yöneticilerinin bile göstermeyeceği ölçüde büyük bir duyarsızlık gösterdiler. Sonunda, Ankara diktatörlüğüne İstanbul’dan destek veren bir arkadaş, daha bundan dört yıl önce AGF’nin fiili saldırganlığına uğradığını unutarak, siyasi ve ideolojik linç  olayına azarlarıyla katkıda bulundu ve daha da ilginci, “bizi rahat bırakın, diktatörleri rahat bırakın (aynen böyle) siteden çıkıp gitmek isteyenler gitsinler, devletten çekmiyoruz sizden çektiğimizi” sözleriyle duygularını dışa vurdu. Söylediği onca yanlış şeyin içinde bir tek doğru vardı, o da diktatörleri yalnız bırakmamız gerektiğiydi.

Lafı uzatmadan sonuca gelelim. Anarşist olununca, herkesin mucizevi bir şekilde despotça eğilimlerden sıyrıldığını sanmak büyük safdillik olur. Her küçük iktidar odağı, kendi çapında bir iktidar eğilimi doğurur. Anarşistler de çoğunlukla kurtulamazlar bu kaderden. Büyük iktidarlar, büyük diktatörler, küçük iktidarlar küçük diktatörler yaratır. Büyük diktatörler, iktidarlarının çapı genişledikçe, iktidarı belli ölçülerde paylaşmak, daha uzlaşmacı hale getirmek zorunda kalırlar. Küçük diktatörlüklerde bu da yoktur. Onların dediğim dedikçiliği, klikçiliği ve entrikacılığı daha korkunçtur bu yüzden. Hele, anarşist pozunda çıkıp, “iktidar yok ki” oyunu oynayan küçük diktatörler, iktidarlarını bir de “iktidarsızlık” kisvesiyle sakladıklarından iki kat tehlikelidirler.

Kemalist eğilimli arkadaşa yapılan, açık bir haksızlıktır. Dahası, bu, keyfiliktir ve hepimizin özgürlüklerini tehdittir. Uygulamadan sonraki vurdumduymazlık ve GPU soruşturmaları ise, son derece tehlikeli bir eğilime, cinayet sahiplerinin, suç delillerini ortadan kaldırmak için yeni cinayetlere devam edeceklerine işarettir. Bu yüzden, bu olayı çok önemsiyor ve teşhir ediyoruz.

Bir de, sanal bir sitede, bu tür uygulamaları önlemek için elimizde hiçbir müeyyide, hiçbir dayanak olmadığından, böylesi bir eyleme girişenlerin sitesinden çekilmekten, diktatörleri yalnız bırakmaktan başka çare olmadığını düşünüyoruz.

Cumhuriyetle de, kraliyetle de, büyük küçük, laik ya da dinsel (ya da anarşist kisveli) her türlü diktatörlükle mücadele etmek, herkes için, özellikle biz anarşistler için farzdır.

Ayyuk

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI