Buyrun “kendi hapishanenize” !

Sıtkı Öner, Halkın Polisi (Pol-Der Anıları), İletişim Yayınları,

2003

Sıtkı Öner’in, 1970’lerin ünlü polis meslek örgütü Pol-Der’le ilgili anıları, belleğimi tazelemenin ötesinde, o yılları çok yakından yaşamış olmama rağmen o hayhuy içinde atladığım birçok noktayı görmemi sağladı. Kitabın, bugün ve gelecekte de sosyal mücadelelere girişen herkes için ibret alınacak en önemli yönü ise, Pol-Der’in, bir yandan polisin, Milliyetçi Cephe ve MHP’nin sağcı saldırı politikalarına karşı direnirken, bir yandan da, CHP’nin iktidara gelmesi için gösterdiği çabaların ardından, bizzat CHP tarafından kapatılması, yönetici ve üyelerinin aynı iktidarca sürgün edilmesidir. Devlet, kendi sopası olarak düşündüğü polis gücü içinde demokratik ve bağımsız bir polis örgütlenmesinden olağanüstü telaşlanmış ve 12 Eylül 1980’den sonra diğer demokratik kitle örgütlerine yaptıklarını, Pol-Der’e karşı, bu darbeyi bile beklemeden, bizzat CHP iktidarı aracılığıyla uygulamıştır.

Sıtkı Öner’den dinleyelim: “CHP hükümet olduğu zaman, çevremdekiler ‘şimdi çok dikkatli ol,’ demişlerdi bana. ‘Eskiden rahattın, bunlardan çok baskı göreceksin,’ demişlerdi. Nitekim öyle oldu…” (s.95)
” ‘Bekir ağabey,’ diye seslendiğim müdür yardımcısı, bir gün bana gelerek, ‘Sıtkı Bey, şube müdürü öğle tatilinde odasına geçerken siz Cumhuriyet gazetesi okuyormuşsunuz ve müdürü görmemezlikten gelmişiniz, bu hareketinizi şube müdürü beğenmemiş,’ dediğinde neye uğradığımı şaşırdım. CHP’nin hükümet oluşuyla çok zor bir döneme girdiğim gerçekten doğruydu!
“Milliyetçi Cephe dönemlerinde birkaç şube müdürü ile çalışmıştım. Devamlı Cumhuriyet gazetesi okuduğum halde böyle bir tepkiyle karşılaşmamıştım. Nedeni, Pol-Der’in güçlü örgütlenmesiydi. Şimdi böylesi tepki ve baskıların gelmesinin ardındaki nedenin, CHP hükümetinin, Pol-Der’in gücünü kırmaya yönelik bir operasyon olduğunu seziyordum.” (s.95-96)
Buna rağmen, Pol-Der’liler CHP hükümetinden umutludur. Sıtkı Öner, o sıralar, Pol-Der’de resmen yönetici bir görevde olmamasına rağmen, CHP’nin yeni atadığı Ankara valisi Tekin Alp’i ziyaret eder. Vali ona büyük bir hüsnü kabul gösterir ve iki saatlik bir görüşme yaparlar. Bu görüşmede Sıtkı Öner, MC hükümetleri döneminde MHP ve MSP’nin polis teşkilatında önemli bir kadrolaşmaya gittiğini, sağ kesimin işlediği cinayetlerin bu yüzden örtbas edildiğini anlatır ve ardından önerisini şu cümlelerle ortaya koyar: “Pol-Der’li polisi önemli yerlerde görevlendirin; faşist katillerin yakalanmasında ve polis içerisindeki MHP ve MSP yanlısı polislerin etkinliklerinin azaltılmasında size yardımcı olacaklardır. Bu hükümetin iktidar olabilmesinde de önemli rollerinin olacağını düşünüyorum. CHP’ye umut bağlayan halkın da beklentileri bu doğrultuda.” (s.98)
Bunun üzerine CHP’nin atadığı Ankara valisi Tekin Alp, Sıtkı Öner’den, “Emniyet kadrosunda kimlerin nerelerde görev alıp başarılı olabileceğini tespit ederek” listelerini hazırlamalarını ve kendisine getirmelerini ister ve “Bakanla durumu konuşarak (CHP hükümetinin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, G.Z.) durumu size bildireceğim” diye ekler.
“Arkadaşlar ertesi gün listeyi götürdüler ve sonucu beklemeye başladık. Aradan bir ay geçti, hiçbir tayin gerçekleşmedi. Milliyetçi Cephe dönemindeki kadrolaşma neredeyse daha da rahat yürütülüyor, adam kayırmalar, işkenceler devam ediyordu. Sonucu öğrenmek için tekrar valiyle görüşmeye gittiğimde kendisi işlerinin yoğun olduğunu ve bakanla görüşemediğini söyledi.
“Aradan 15 gün daha geçtikten sonra verilen listedeki isimler ilgisiz yerlere sürgün edilmeye başladı! Tekrar Valiye gittiğimde, bakana söz dinletemediğini ve yapabileceği bir şeyin olmadığını söyledi. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Milliyetçi Cephe’nin elde edemediği Pol-Der’li polis listesini CHP benim kanalımla almıştı ve örgütümüzü dağıtmaya çalışıyordu.” (s.99-100)
Ve bundan kısa bir süre sonra da, Pol-Der, CHP’nin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı tarafından kapatılır. İstanbul Pol-Der yöneticileri, sabaha karşı evlerinden toplanırlar.

Bence, Pol-Der, olağanüstü bir dönemin, olağanüstü bir ürünüydü. İşlevi, sistemi ve düzeni korumak üzere halkı zorla bastırmak olan bir silahlı gücün içinden, “halkın polisi olacağız” sloganıyla 14 bin üyeye ulaşan, o dönemde büyük yankılar yaratan bir örgütün ortaya çıkması gerçekten de büyük bir olaydır. Ne var ki, olayın büyüklüğü ve olağanüstülüğü nedeniyle, devlet de, büyük ve olağanüstü önlemler almakta gecikmemiştir. Üstelik bunu, acilen, “sol” olduğu ilüzyonuyla iktidara gelen CHP hükümeti aracılığıyla yapması, devletin uzun tarihi deneyimlerine yaraşan bir beceridir. Ve elbette, toplumsal mücadelelerde şu ya da bu şekilde yer alanların, “cephe politikalarının” ne derece güvenilir bir şey olduğu üzerinde bir kere daha düşünmelerini gerektiren ibret alınacak önemli bir deneyimdir bu.
Yine de kafayı kurcalayan önemli bir soru kalıyor ortada. Bu operasyon, neden Pol-Der’in kendisiyle göğüs göğüse mücadele ettiği MC hükümeti eliyle değil de, Pol-Der’in samimiyetle desteklediği CHP hükümeti eliyle ortaya konmuştur. Sanırım, bunun tek bir önemli nedeni vardı. Operasyon, MC eliyle yapılsaydı, hükümetin yanlılığı iyice ayyuka çıkacak, büyük tepki çekecek ve bu Pol-Der’i daha da güçlü, direngen bir örgüt haline getirecekti. Oysa Pol-Der’in bizzat destekçisi olduğu parti tarafından baskı altına alınıp, kapatılması Pol-Der’i ve üyelerini paralize edecek, şok edip kıpırdayamaz hale getirecekti. Öte yandan, Sıtkı Öner’in de belirttiği gibi, Pol-Der’in, sürgüne gönderilmesi gereken seçkin üye listesini, MC hükümeti değil, ancak “dost” CHP hükümeti elde edebilirdi.
Eugenia Ginzburg, Anafora Doğru kitabında (çev: Gün Zileli, Pencere Yayınları, Ekim 1996), NKVD sorgucusu Binbaşı Elshin’in, “iyi polis” rolünü oynadığı bir sorgulamada, kendisine, “burada, kendi hapishanendesin” (s.62) dediğini anlatır.
Gözümün önüne benzer bir manzara geliyor. İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, hapishanenin kapısında durmuş, Pol-Der’lilerin kendi elleriyle teslim ettikleri listeye bakarak, Pol-Der yönetici ve üyelerini teker teker “kendi hapishaneleri”ne sokmaktadır.

(Not: Sanırım kitapta bir tarih yanlışlığı var (s. 19). Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in 1967 yılındaki 19 Mayıs törenlerine rahatsızlığı dolayısıyla gidemediği yazılmış. Bildiğim kadarıyla, Cemal Gürsel, 1966 yılının Eylül ayında ölmüştü.)

Gün Zileli
9 Mayıs 2004
Londra

(Birikim Dergisin’de Yayınlanmıştır)

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI