Mezar Taşınız Sizi Ele Veriyor!!! (Yalçın Küçük)

Yalçın Küçük’ün Tekeliyet-1 (İthaki, 2003) kitabını, önce gerçekten ciddi ciddi elime almış, okumaya başlamıştım. 525 sayfalık kitabın ortalarına gelinceye kadar bu ciddiyetimde belli bir azalma olmasına rağmen, kitabın belli satırlarını çizmeyi, not almayı sürdürdüm. “Sabetayizm” bahsine gelinceye kadar, aldığım notlardan hareketle bir tanıtma yazısı yazmayı, örneğin, yayınevinin, hemen baş tarafa düştüğü, “yayıncının yazılı izni olmaksızın alıntı yapılamaz” notunu ve yazarın, makalelerinin toplamına “Ansiklopedi” adını yakıştırmasını eleştirmeyi; kitabın ilk bölümündeki “Ortaçağ” metaforunun fazlasıyla zorlama ve ilerlemeci bir mantığın ürünü olduğunu yazmayı; Yalçın Küçük’ün, “küçük dağları da, büyük dağları da ben yarattım” havasındaki, “belirtiyorum”, “işaret etmiştim”, “saptamıştım”, “kanaatimin bilindiğini sanıyorum”, “ilk ben söylemiştim”li kendini beğenmiş üslubuna dikkat çekmeyi; anlatımının orta yerinde, anîden İngilizce ya da Fransızca konuşmaya başlayıp, okuyucularından en azından bir kısmının bu dilleri bilmeme ihtimalini göze almamasının bir feraset yoksunluğunun ürünü olabileceğini, böylesine bir bilmişliğin, yazarın, bulutların arasından arasıra başını hafifçe uzatır gibi olan ironi ışıltılarını bile boğduğunu ve insanın kitabı “üşüyerek” okuduğunu belirtmeyi düşünüyordum. Hatta, içeriğe ilişkin konulara girersem, bunun, tanıtma yazısının boyutlarını fazlasıyla aşacağını bilmeme rağmen, Küçük’ün yaptığı, Orwell, Huxley karşılaştırmasının (s.53) yanlışlığına, Orwell’in, 1984 romanında Sovyetler Birliği’ni model aldığı noktasının hiç de tartışmalı olmadığına; Küçük’ün, Sovyetler Birliği’nin yıkılışı konusunun etrafında dolanıp, bir türlü sorunun esasına giremediğine, bunun da, kendisinin geçmişte tamamen ortodoks bir çizgi izlemiş olmasından kaynaklandığına; öte yandan, günümüzdeki köle-işçi sömürüsünün bu boyutlara ulaşmasını, “el çabukluğu marifet”, Sovyetler Birliği’ndeki “ilk işçi iktidarının çöküşü”ne ve “işçi sınıfı kalesinin yıkılması”na bağlamasına ilişkin notlar bile çıkartmıştım.

Ne var ki, 268. sayfadan itibaren, gazetelerden iktibas edilmiş ölüm ilânlarıyla ve mezar taşı “okumalarıyla”; 308-328. sayfaları kapsayan, İbranice isimlerle “paralellik” arzeden isimler sözlüğüyle karşılaşıp, bu isim benzerliklerinden yola çıkan bir “akıl” yürütmenin sonucunda, dincisi, solcusu, liberali, muhafazakârı, sanatçısı, politikacısı, şarkıcısı, sporcusu, neredeyse Türkiye’nin büyük kısmının “Sabetayist” olduğunu ve bunların “gizli” bir “Sabetayist komplo”nun bilinçli unsurları olduklarını “öğrenince”, açıkça belirtmeliyim ki, kitabın geriye kalan üçte birini okuyamadım artık. Yine de, eğlenmek ve gülmek, daha acısı, iktidar tutkusuyla oradan oraya savrulan bir yazarın, sonunda nasıl aklını kaçırabileceğini somut olarak görmek isteyenlere kitabı salık verebilirim.

Kitapta, ölüm ilânları, diyebilirim ki, otuz sayfa kadar tutuyor. Ne var ki, bir ilân unutulmuş. Yalçın Küçük’ün, her şeye rağmen okunabilecek bir yazar olarak “ölümü”nün ilânı!
————————————
Yayıncıya Not: “nasıl aklını kaçırabileceğini” ifadesini hukuki bakımdan sakıncalı bulursanız, bunun yerine, “nerelere varabileceğini” ifadesini de kullanabilirsiniz. Ama benim tercihim, yazıdaki ifadedir.
Kitaplık, Mayıs 2004

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI