İsyan var, isyan var…

ed. Emmanuel de Waresquiel, İsyankâr Yüzyıl: Yirminci Yüzyıl’ın Başkaldırı Sözlüğü,
çev: İsmail Yerguz, Sel Yayıncılık, Larousse, 2004, 673 s.

1919 yılında Alman kentlerinde ortaya çıkan işçi ve asker konseylerinden, Amerikan zenci protesto hareketine; “Rusya’daki yönetimin devlet kapitalizmine dönüştüğünü” görerek “onurunu hiç yitirmeyen” anarşizmden, “Stalin’le Hitler’i, Bolşevizmle faşizmi bir tutan,” ama totalitarizmle demokrasiyi “radikal biçimde karşıtlaştırma”yan sol komünizme; devlete karşı “bireyin tekliğine” önem vermekte Stirner’e yakın düşen Bakunin’den, “gelişme ideolojisinden radikal biçimde ayrılmış tek Marksist düşünür” Walter Benjamin’e; 1 Mayıs’tan, “yasaklamak yasaktır” diyen 68 Mayıs’ına; İspanya İç Savaşın’ndaki Uluslararası Birlikler’den, Uruguay’daki Tupamarolar’a; Budapeşte 1956’dan, Prag Baharı’na; Bukowski’den, Éluard’a; Luis Bunuel’den, Fassbinder’e; Amilcar Cabral’dan, Patrice Lumumba’ya; Albert Camus’tan, Foucault’ya; cinsiyetçiliğe karşı mücadeleden, süfrajet harekete; sendikalizmden milliyetçiliğe kayan Sorel’den, gençliğinde anarşist olup sonradan komünizme kayan Mao Zedung’a; dadacılıktan, fütürizme; Polonya Dayanışma hareketinden, İspanyol anarşisti Durruti’ye; “yaşamı yapıtlarına benzeyen” Guy Debord’dan, Sitüasyonist Enternasyonal’e; derin ekolojiden, primitivizme; de Gaulle’den, Atatürk’e; dışavurumculuktan, gerçeküstücülüğe; Bob Dylan’dan, John Lennon’a; Ekim 1917’den, Kronstadt 1921’e; Frantz Fanon’dan, Mandela’ya; Filistin’den, Kibutz’a; piyanoya çiviler çakan Fluxus’tan, Rock’a; “faşizmin devlet kapitalizminin otoriter bir değişkesi olduğunu” söyleyen Marcuse’den, Frankfurt Okulu’na; gerilladan, gettoya; Godard’dan, Yeni Dalga’ya; şövalye romanları yazarı Michel Zévaco’nun Pardayyanlar roman dizisinden etkilenen Che Guevara’dan, Ho Şi Minh’e; Hacker’lardan, Squat’çılara; hipilerden, punklara; itaatsizlikten, direnişe; “anarşist etkilenmeleri” romanlarının temelini oluşturduğu belirtiler Franz Kafka’dan, İspanya İç Savaşı’nda yaralanan George Orwell’e; Freud’dan, Lacan’a; lezbiyenlerden, transseksüellere; Malcolm X’ten, Martin Luther King’e; “fikirlere değil insanlara inanıyorum” diyen André Malraux’dan, Stalin terörüne kurban giren Meyerhold’a; mini etekten, bikiniye; modernizmden, muhafazakâr devrime; “karşı-kültür ideolojilerini” esinlediği belirtilen Nietzsche’den, “mutlak yoktur” diyen nihilizme; özgür radyodan, özgür ilahiyata; özyönetimden, paralel okullara; özgür aşktan, pornografiye; Prévert’ten, Pablo Neruda’ya; Rus teröristlerinden, sadomazoşizme; ulusçuluktan, siyonizme; Gandhi’den, Kızıl Tugaylar’a; Zapata’dan, Zapatistalara…

673 sayfalık, ofset baskılı, konulara ilişkin fotoğrafları da içeren, son derece geniş yelpazeli, kapsamlı, dev bir sözlük. Felsefe, roman, şiir, tiyatro, sinema, müzik, resim, heykel kareografi, psikiyatri, mimarlık, şehircilik, ilahiyat, antropoloji, filoloji, bilim, ideoloji, siyaset vb. alanlarındaki avangard akımların kapsamlı bir dökümü.

Bir sözlük ya da ansiklopedinin, kapsamı oranında zaaflar taşıması belki de bir kaçınılmazlıktır. Yüz elli dokuz yazar ve akademisyenin katkılarıyla oluşturulmuş, son derece kapsamlı ve oldukça objektif bir perspektifle kaleme alınmış bu sözlüğün de tabii ki önemli zaafları var.

Kanımca, en başta gelen zaaf, sözlüğün, Batı merkezci, daha özele indirgeyerek söyleyecek olursak, Fransız merkezci bir bakış açısıyla hazırlanmış olmasıdır. Sözlük maddelerinin ağırlıklı olarak Fransız yazarları tarafından kaleme alınması ve sözlüğün Fransa’da Larousse tarafından (Türkiye’de Fransız Hükümeti’nin desteğiyle) basılmış olması, bu konuda belli bir tolerans göstermeyi gerektirebilir belki, ama elimizdeki rakamlar tolerans sınırlarını bir hayli aşmaktadır. Sözlükte yer alan biyografilerin elli dokuzu Fransız yazar, sanatçı, filozof ya da siyasetçilerine aittir. Bu, yüz seksen bir biyografi içinde üçte birlik bir orandır (maddelerin içeriğine girmek istemiyorum. Sadece iki örnek vereyim: Anarşizm maddesi ve Mayıs 68 maddesi tamamen Fransa açısından yazılmıştır.)

Fransızları, kırk dokuz biyografi ile Amerikalılar izlemektedir ki, bu durumda da Fransız artı Amerikan kökenlilerin biyografisi, dünyanın geri kalanı karşısında üçte ikilik bir oran oluşturmaktadır. Sanırım, bu kadarı, sözlüğü hazırlayanların batı bakış açısını kanıtlamaya yetmektedir. Yine de, bu istatistiği biraz daha sürdürmekten kendimi alamıyorum: Batı Avrupa artı Amerikan kökenlilerin, yani Batılıların biyografileri yüz kırk sekizi bulmaktadır ki, bu, biyografilerin beşte dördüdür. Batı merkezli düşündükleri açık olan sözlük editörlerinin yol açtığı aşağıdaki şu sonuçlar da ortaya tam bir kıtalar ve uluslar hiyerarşisi çıkarmaktadır:

Doğu avrupalılar (8 Rus, 4 Polonyalı, 1 Macar, 1 çek, 1 Litvanyalı): 15
Asyalılar (2 Çinli, 2 Hintli, 1 Vietnamlı, 1 Japon, 1 Türk, 1 Birmanyalı): 8
Latin Amerikalılar (2 Meksikalı, 1 Haitili, 1 Arjantinli, 1 Jamaikalı, 1 Şilili): 6
Afrikalılar (1 Kongolu, 1 Güney Afrikalı, 1 Gineli, 1 Nijeryalı): 4

Görüldüğü gibi, rakamlar oldukça umut kırıcıdır. Bu rakamlar karşısında, ya “Batılı kafaların” büyüklüğünü ya da “Batıcı kafaların” küçüklüğünü kabul etmek gibi bir ikilem karşısında kalacağımız açıktır. Daha fazla ayrıntıya girmiyorum. Çünkü o zaman, koca Arap ve Fars dünyasından, Ortadoğu’dan tek bir düşünürün, yazarın, şairin, isyancının sözlüğe alınmamış olmasının yol açacağı hüzün verici düşüncelere kapılmak zorunda kalacağız. O Arap ve Fars dünyası ki, bağrından, son yüzyıl boyunca da nice isyancı şairleri, yazarları, düşünürleri çıkarmıştır. Hepsi bir yana, ilk uçak kaçırma eylemini gerçekleştiren Filistinli kadın militan Leyla Halid’i unutmak mümkün müdür?

Sözlüğün bir diğer önemli zaafı, kapsadığı alanlar açısından fazlasıyla geniş tutulmuş olmasıdır. Dolayısıyla, Fransa’nın otoriter devlet adamı de Gaulle ile, hayatı boyunca otoritelere karşı savaşmış ve bu uğurda yaşamını vermiş Durruti’nin aynı isyan yüzyılı sözlüğünde yer alması kaçınılmaz olmuş, sözlüğe, Malaparte gibi faşist yazarlar ya da faşistlerin radyo yayınlarını yöneten Ezra Pound gibi şairler de girebilmiştir.

Öte yandan, bu tür sözlükleri fazla geniş tutmanın, “o var da, öbürü niye yok” gibi itirazları ve genişletme önerilerini getirmesi kaçınılmazdır. Örneğin, sözlükte bir başka devlet adamı olan Lenin vardır da Stalin neden yoktur; Malaparte vardır da Mussolini neden yoktur; Pablo Neruda vardır da Nazım Hikmet neden yoktur; Atatürk vardır da Nasır neden yoktur; Bakunin vardır da çağdaşı Marx neden yoktur; Nelson Mandela vardır da Yaser Arafat ya da Humeyni neden yoktur; öte yandan, bir isyankâr yüzyıl sözlüğünde, örneğin bir Emma Goldman’ın, bir Sylvia Pankurst’un, bir William Morris’in olmaması önemli bir eksiklik değil midir?

Sanırım zorluk, “isyan” sözcüğünün kapsadığı alanın belirsizliğinden gelmektedir. Özellikle siyaset alanında, isyan edenlerin bir kısmının iktidarı ele geçirdiklerinde isyan bastırıcıları haline geldikleri bilinmektedir. Öte yandan, “neye karşı isyan” sorusu da önemlidir. Bu noktadaki belirsizlik, sözlük editörlerini, “muhafazakâr devrim” ya da “devrimci faşizm” gibi maddeler hazırlamak zorunda bırakmıştır. Diğer yandan, sanat alanındaki avangard ile, siyasal ve toplumsal alandaki başkaldırılar ya da ulusal kurtuluş hareketleri o kadar birbirinin üstüne oturan şeyler değildir. Kısaca iki örnek verecek olursak, Lenin, avangard sanatının en büyük düşmasıydı ve Rusya’daki proletkült’ü kendi elleriyle katletmişti (tuhaftır ki, sözlükte Lenin yer alırken, proletkült maddesi bulunmamaktadır); Fransa’da 68 Mayıs’ının hedef aldığı siyasetçilerden en önemlisi de Gaulle’dür ve bu hareketi bastıran da bizzat odur.

İtirazlar listesi bir hayli uzatılabilir. Buna rağmen sözlük, son iki yüzyılın avangard sanat akımları ve devrimci akımları konusunda bilgi edinmek açısından son derece önemli bir başvuru kitabı olarak kütüphanelerimizdeki yerini alacaktır.

Virgül, sayı:73, Mayıs 2004

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI