Helâ Süpürgesi

Polemik, gerçekten de arzulanacak bir şey değil, çünkü kısa sürede polemiği yapan tarafları demagojiye ve düzeysizliğe sürükler. Bununla birlikte, öyle yazılar vardır ki, daha baştan, düzeysizlikleriyle, muhataplarının elinden polemiğe girme olanağını alırlar. Yani, polemik için bile belli bir düzey gereklidir. İşte Doğu Perinçek’in, Bilim ve Ütopya dergisinin, Mart 2004 tarihli 117. sayısında yayımlanan “Anarşizmin Serüveni” başlıklı yazısı, polemik için bile gereken düzeyi tutturamayan yazılara iyi bir örnek teşkil etmektedir.
Doğu Perinçek’in başlıca hatası, eleştirisine konu olan düşünceyi, kaynaklarından incelemeden, kendi kafasındaki önyargı ve imajlarla hedef almaya kalkışmasıdır. Bu, Doğu Perinçek için yeni bir şey değil. 1980’li yıllarda Troçkizm için de aynı şeyi yapmış (Doğu Perinçek, “Bir İktidarsızlık Doktrini: Troçkizm”, Saçak, sayı: 35, Aralık 1986), Troçkizmi kendi kaynaklarına hiçbir atıfta bulunmadan hedef almıştı. Gerçi, her şeye rağmen o yazı, sözünü ettiğim anarşizmle ilgili yazıda olduğu gibi küfür ve hakaret içermediğinden, hatta belki de dönemin icabı olarak son derece saygılı bir dille kaleme alındığından, muhatapları tarafından (örneğin Yavuz Alogan ve Ergun Aydınoğlu) usulünce yanıtlanmış ve bu yazarlar da, yazının en büyük zaafı olarak, gerçek kaynaklara başvurulmamış olmasını göstermişlerdi.

Doğu Perinçek, anarşizmle ilgili olarak da böyle bir zahmete girmeme yolunu seçmiş, anarşizmin gerçek kaynaklarına tek bir atıf yok. Buna rağmen, 10 sayfalık yazının ilk 4 sayfasında, çok sayıda tekrar içerse de, dikkate alınmayı hak eden birkaç fikir olduğu söylenebilir, bunlara biraz aşağıda kısaca değineceğim. Yazının geriye kalan 6 sayfası ise, anarşizme ilişkin küfür, hakaret ve mesnetsiz nitelemelerle dolu, dolayısıyla bunların neredeyse tamamı değinilmeye bile değer değil. Bu bakımdan, çok eski yıllardan tanıdığım bir insan olarak şunu belirtebilirim ki, Doğu Perinçek’in fikri seviyesi, eski yıllara göre bile bir hayli gerilemiş. Bırakın anarşist argümanları çürütmeyi, Doğu Perinçek’in yazısı, Marksizmin temel önermelerinden bile bir hayli gerilere düşmüş. Bu yüzden, onun ilk 4 sayfadaki iddialarına değinirken, yer yer Marksist temel önermeleri kendisine karşı savunmak zorunda kalacağımı baştan belirteyim. Öte yandan, eğer derginin takdim yazısını yazanların dediği gibi, Doğu Perinçek’in yazısı gerçekten “Bilimsel Sosyalizm’in teorisine yeni bir katkı niteliği taşıyor” (s.2) ise, “bilimsel sosyalizm” sanıldığından da zor bir durumda demektir.

Şimdi, D.Perinçek’in yazısının ilk 4 sayfasındaki, anarşizme ilişkin, üzerinde durulmaya değer iddiaları ele alalım.

D.Perinçek’e göre, anarşizm, “kurma ve yapma iddiasını reddediyor, yalnızca yıkma iddiası taşıyor” (s.18), oysa “ancak kurucular yıkabilirler. Kuramayacak olan, yıkamaz.” (s.18)

Anarşizmin, kurulacak yeni topluma ilişkin öneri ve tasarımlarını içeren, bizzat anarşist düşünürler tarafından yazılmış eserlerin listesini burada sıralayacak olsam, bu liste, yazının boyutlarını üçe, dörde katlardı. Tabii ki, böyle bir şey yapacak değilim. Ancak, bu konuda en yetkin öneri ve tasarıları içeren, P. Kropotkin’in, Karşılıklı Yardımlaşma, Ekmeğin Fethi ve Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler kitaplarını anmakla yetineceğim. Artık birer klasik haline gelmiş bu eserler bile tek başına, anarşizmin yalnız yıkıcı değil, aynı zamanda yapıcı ve kurucu bir düşünce olduğunu ortaya koymaya yeter.
“Kurucu olmayan yıkamaz” fikrinin anarşizmi hiçbir şekilde hedef almadığına ve alamayacağına dikkat çektikten sonra, bu fikrin eksik olduğunu belirtmek zorundayım. Bu fikrin zorunla devamı, “yıkıcı olmayan kurucu da olamaz”dır. D. Perinçek, yıkma ve yapma diyalektiğinin bu önemli parçasını belki de bilinçli olarak atlamış. Kısaca belirteyim ki, bugüne kadar yeni bir toplum kurma iddialarını toplumsal pratiğe uygulayanların en büyük zaafı bu noktada ortaya çıkmıştır ve sosyal pratikte gerçekten yıkıcı olamadıkları için yapıcı ve kurucu da olamamışlardır. Tek başına Bolşeviklerin girişimi bile bunu ispatlamaya yeter. Bolşevikler, eski Çarlık düzeninin kurumlarını, devletini, ordusunu yıkmak yerine, onları devraldıkları içindir ki, yeni toplumun kuruculuğunda da başarısız olmuşlardır. Öte yandan, geçerken, yıkıcı ve yapıcı olacak “özne”nin, şu ya da bu düşünsel ya da siyasal akım olmayıp, tarihin gerçek “özne”si olan sömürülen kitleler olduğunu, Doğu Perinçek’in üstünden atladığı bu önemli noktayı da belirteyim.

Evet, “tarihin öznesi” (aslında bu da tartışılması gereken bir kavramdır), D.Perinçek’in belirttiği gibi devlet (s.21) değil, sömürülen emekçi kitleleridir. Bunu yalnızca anarşistler değil, Marksistler de böyle söyler. “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” sözü, anarşistlerin de olumladığı bir Marksist önermedir. Marksizmi, Marksist iddialarını hâlâ bırakmadıkları izlenimi vermeye çalışanlara karşı savunmak zorunda kalmamız da tarihi bir ironi olarak görünmektedir.

Aynı şekilde, Doğu Perinçek’e karşı Marksist devrim teorisini de savunmak zorundayız. Çünkü D. Perinçek, “devrim, devlet kurmak içindir” (s.21) iddiasını ileri sürmektedir. Oysa, bildiğim kadarıyla, Marksizmle anarşizmin arasında, devrimin toplumsal devrim olduğu noktasında bir farklılık yoktur. Yani Marx ve takipçileri, toplumsal devrimin devleti de giderek ortadan kaldıracağını belirtmişlerdir. Marksistlerle anarşistleri ayıran şey, Marksistlerin toplumsal devrim için bir politik devrim öngörmeleri, yani toplumsal devrimin gerçekleşmesinde “devlet olmayan devlet”in önemli bir rol oynayacağını ileri sürmeleridir. Anarşistler böyle bir aşamayı reddetmiş ve toplumsal devrimin, başından ezilen sınıflar tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ayrım noktası budur. Ne var ki, Marx ve izleyicileri, hiçbir zaman, “devrim devlet kurmak içindir” dememişlerdir. Sadece, toplumsal devrim için bir devlet aygıtının gerekli olduğunu söylemişlerdir. İkisinin arasında oldukça önemli bir fark vardır. Zaten eğer böyle söylemiş olsalardı, Mussolini ya da Nasyonal sosyalistlerden hiçbir farkları kalmazdı.

Anarşistlerin örgütlenmeyi reddettikleri, eski bir iddiadır. En azından bu noktada “bilimsel sosyalizme bir katkı”dan söz edemeyiz. Ne var ki, bu noktada da, eski iddialara anarşizmin verdiği yanıtı tekrarlamak zorundayım. Anarşizm örgütlenmeyi reddetmez, sadece, kitleler üzerinde yönlendirici ve öncü olma iddiasındaki kerameti kendinden menkul bürokratik, özel ideolojili örgütlenmeleri reddeder. Bunda da son derece haklıdır. Bugüne kadarki bütün devrimleri saptıran ve karşı-devrimci bürokrasilerin diktatörlüğünü kuran, dolayısıyla ezilen kitlelerin özörgütlenmelerini bastıran bu tür örgütlenmeler olmuştur. Anarşizm, kitlelerin özörgütlenmelerini savunur. Çünkü devrimin ve sömürüsüz toplumun gerçek kurucuları, ezilmenin ve sömürünün acısını çeken ezilen kitleler ve onların özörgütlenmeleri olacaktır. Komünistler, anarşistler ya da herhangi bir düşünce akımını savunanlar ve onların örgütleri değil.
Anarşistlerin üretimi reddettikleri (s. 18) iddiası ise, ciddiye bile alınamayacak kadar hafiftir. Doğu Perinçek, eğer Kropotkin’in yukarda sözünü ettiğimiz eserlerinden sadece birini, hatta yalnızca birkaç bölümünü okumuş olsaydı, bu iddiasını ileri sürerken biraz düşünecekti. Düşünecek miydi? Aslında bundan da tam emin değilim.<br><br>
Doğu Perinçek’in, daha sonraki sayfaları kaplayan, anarşizme ilişkin küfür, itham ve hakaretlerle karışık “metafor”larından sadece birini biraz akla yakın buldum: “helâ süpürgesi”. D.Perinçek’in biraz olsun başarılı sayılabilecek böylesi bir metaforu yapabilmesinde, anarşizmin bu “imajı”nın gadrine uğramasının rolü olduğu düşünülebilir.

Gün Zileli
21 Mart 2004
Londra

Not: Bu yazı, başta anarşist yayın organları ve fanzinler olmak üzere, isteyen herhangi bir yayın organı tarafından yayımlanabilir.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI