1921 Kronstadt’ından Bir Belge

Yeni kurulan Versüs Yayınlarının ilk kitabı olan, Paul Avrich’in Kronstadt 1921’i (çev: Gün Zileli), 2006 yılının Ocak ayı sonunda yayımlandı. Kitap, o yıllarda Bolşevik Partisi tarafından uygulanan savaş komünizminin, devrimin temel gücünü oluşturan işçi ve köylüler üzerinde nasıl yıkıcı ve moral kırıcı bir etki yarattığını açıkladıktan sonra, büyük bir objektiflikle, savaş komünizminin ve Bolşevik Partisi’nin uygulamalarının, Troçki’nin sözleriyle “devrimin onuru” Kronstadt’ın devrimci bahriyelileri üzerindeki etkilerinin isyanı nasıl körüklediğini anlatıyor ve isyanın tüm seyrini inceliyor. Kitabın sonundaki “ekler” bölümünde Kronstadt bahriyelilerinin yaklaşık yirmi gün süren isyan boyunca yayımladıkları asi İzvestia gazetesinde basılan iki makale de yer alıyor. Buraya, son derece dikkat çekici saptamalarda bulunan bu makalelerden ikincisini alıyorum:

Tırnak İçinde Sosyalizm
(“Sotsialism v kavychkakh,” Izvestiia Vremennogo Revoliutsionnogo Komiteta, 16 Mart 1921)

Bahriyeliler ve Kızıl askerler, işçiler ve köylüler, Ekim Devrimi sırasında sovyet iktidarı için, emekçi Cumhuriyetinin doğması için kanlarını akıttılar. Komünist parti, kitlelerin tavrına yakın bir ilgi gösterdi. Bayrağına işçileri harekete geçiren çekici sloganlar yazarak onları kendi tarafına çekti ve onları, nasıl inşa edileceğini yalnızca Bolşeviklerin bildiği Sosyalizmin Krallığına götüreceğine söz verdi.

Doğal olarak, işçiler ve köylüler sonsuz bir neşeye kapıldılar. “Sonunda, kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin dayanılmaz boyunduruğu altında kölelik yapmamız geçmişte kaldı,” diye düşündüler. Atölyelerde, fabrikalarda, tarlalarda emeğin özgürlüğü gelmiş gibi görünüyordu. Bütün iktidar emekçilerin eline geçmiş gibi görünüyordu.

Becerikli bir propagandanın sonucunda, çalışan halkın evlatları, şiddetli disiplinle prangaya vuruldukları parti saflarına akın ettiler. O zaman Komünistler, kendilerini, öncelikle farklı eğilimlerdeki sosyalistleri iktidardan uzaklaştıracak kadar güçlü hissettiler; sonra da, bir yandan onların adına ülkeyi yönetmeye devam ederken, bir yandan da işçileri ve köylüleri devlet gemisinin idaresinden uzaklaştırdılar. İktidarı gaspeden Komünistler, Sovyet Rusya vatandaşlarının ruhu ve bedeni üzerinde, komiserlerin keyfi yönetimini kurdular. Her türlü mantığa ve emekçilerin iradesine rağmen, ısrarla, özgür emeğin yerine köleliği getiren devlet sosyalizmini inşa etmeye giriştiler.

Bolşevikler, fabrikaları ve işyerlerini ulusallaştırmaya girişerek, “işçi denetimi” altında üretimi felce uğrattılar. İşçi, kapitalistin kölesiyken şimdi de devlet işletmelerinin kölesi oldu. Artık bu da yeterli görülmediğinden hızlı çalışma sistemine – Taylor sistemine – geçilmesi planlanıyor. Bütün emekçi köylülük halkın düşmanı ilân ediliyor ve kulak olarak adlandırılıyor. Komünistler, büyük bir enerjiyle köylülüğü yıkmaya, devletin yeni malikâneleri olan devlet çiftliklerini yaratmaya çalışıyorlar. Köylülerin, yeni kazandıkları topraklarını kullanmak yerine Bolşeviklerin sosyalizminden elde ettiği budur. Ürünlerine el konmasının, büyükbaş hayvanlarının ve atlarının müsadere edilmesinin karşılığında onlara verilen Çeka baskınları ve idam mangalarıdır. Bir işçi devletinde ne hoş bir değiş tokuş – ekmeğe karşılık kurşun ve süngü!

Vatandaşın yaşamı umutsuz bir monotonluk ve rutin içinde. İnsanlar, iktidar olanların oluşturduğu programlara göre yaşamak zorunda. Bireyin özgürce kişiliğini geliştirmesi yerine, aşırı ve benzeri görülmemiş bir kölelik söz konusu. Her türlü bağımsız düşünce ve yasadışı kurallara karşı her eleştiri eylemi, hapisle, bazen idamla cezalandırılıyor. Bir “sosyalist toplumda” idam cezası, insan onuruna saygısızlığın göstergesidir.

İşte, Komünist parti diktatörlüğünün bize getirdiği o parlak sosyalist krallık budur. Bizde geçerli olan, parti komitesinin ve onun yanılmaz komiserlerinin belirlemeleriyle seçilmiş görevlilerin oluşturduğu sovyetlere dayanan devlet sosyalizmidir. “Çalışmayana ekmek yok,” sloganı, yeni “sovyet” düzeni tarafından, “her şey komiserler için,” şekline dönüştürülmüştür. İşçilere, köylülere ve emekçi aydınlara kalan ise yalnızca, kasvetli bir hapishane ortamı içinde aralıksız çalışmaktan ibarettir.

Bu duruma tahammül edilemezdi ve İhtilalci Kronstadt, bu hapishanenin prangalarını ve demir parmaklıklarını kırmaya girişmiştir. O, farklı bir sosyalizm, üreticinin kendi efendisi olduğu ve emeğini uygun gördüğü gibi değerlendirdiği bir emekçi Cumhuriyeti için savaşıyor.

Gün Zileli,

Öteki İsviçre

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI