Kürt MDD’si ve Türk MDD’si

Galiba manzara şöyle: Kürt Milli Demokratik Devrimcileri (kısaltılmış adıyla MDD’ciler), “Demokratik Cumhuriyet” bayrağı altında bir “geniş cephe” kurmaya çalışıyorlar; Türk Milli Demokratik Devrimcileri ise, “Devrimci Cumhuriyet” bayrağı altında bir “geniş cephe”. Bu “geniş cephe”lerin hangi sınıf kesimlerini toparlamaya çalıştığını ve ne anlama geldiğini tahlil etmeden önce, bu iki “cumhuriyet”in ideolojik şifrelerini çözmeye çalışmak gerekiyor.
“Demokratik Cumhuriyet”in anlamı, liberal burjuva devlet düzenidir. “Devrimci Cumhuriyet”in anlamı ise, bürokratik burjuva devlet düzeni. Birincisinin ideolojisi, liberalizm, ikincisinin ise, kemalizmdir. Yani, bu iki blok da, kapitalist sistemin taraftarıdır. Aralarındaki tüm ayrılık, kapitalist dünya sistemine, liberal yoldan mı, yoksa devletçi yoldan mı entegre olunacağıdır.
Bu yönelimler, doğal olarak, burjuvazinin hangi kesimleriyle ittifak yapılacağı, dahası, özlenen sistemler kurulduğunda, işçi sınıfının, köylülerin ve diğer halk tabakalarının, esas olarak burjuvanin hangi kesimi (kapitalist sistemde burjuvazi bir bütün olarak egemen olmakla birlikte) tarafından baskı altına alınacağı sorununu gündeme getirmektedir. “Demokratik Cumhuriyet”çiler, doğal olarak, burjuvazinin liberal kesimleriyle ittifaktan yanadırlar. Bu yüzden, “liberal burjuvazi”nin, bürokrasiyi ve orduyu kısıtlama yönündeki önerilerine büyük bir şevkle sarılmakta, örneğin ANAP Başkanı Mesut Yılmaz’ın, “Milli Savunma Konsepti”ni tartışma gündemine getirmesini alkışlamaktadırlar. Öte yandan, “Devrimci Cumhuriyetçiler”, Türk devletiyle ve onun temelini oluşturan orduyla ittifaktan yanadırlar. Bu yüzden, NATO ordusunu en büyük “anti-emperyalist” güç ilan etmekte, ordunun tüm siyaset alanına el koymasını savunmaktadırlar.
Güncel politika alanında, her ne kadar, burjuvazinin bu iki kesimi, iktidardan daha fazla pay almak için birbirleriyle boğuşurlarsa da, temelde tek bir egemen blok oluştururlar ve global sınıf çıkarları ezilen sınıflarca tehdit edildiği an derhal birleşirler. Dahası, “Devrimci Cumhuriyet” ile “Demokratik Cumhuriyet” arasında, Kürt ve Türk solcularının sandığı gibi, temel bir ayrılık yoktur. “Gelişmiş” kapitalist ülkelerin tarihine baktığımız zaman, bunu net bir şekilde görürüz. Bu ülkeler, genellikle, “Devrimci Cumhuriyet”ler biçiminde kurulmuş, giderek “Demokratik cumhuriyet”lere evrilmişlerdir. Ne var ki,bu evrilme, “Devrimci Cumhuriyet” adı takılan zorba devletçi kesimi hiçbir zaman ortadan kaldırmamıştır. Bu kesim, “Cumhuriyet”in tehlikeye girdiği her durumda, kapitalizmi ayakta tutmak için devreye girmiştir.
Fransa’yı alalım. Fransa’nın kapitalist düzeni, Jakobenlerin, aristokrasiden çok, emekçileri, onların toplumsal hareketi niteliğindeki Öfkelileri, Hebertistleri ezen “Devrimci Cumhuriyet”i ile kurulmuştur. Böylece “Demokratik Cumhuriyet”in yolu açılmıştır. Ancak, “Devrimci Cumhuriyet”, Cumhuriyeti koruma ve kollama görevini hiçbir zaman bırakmamış, kapitalist kriz dönemlerinde devletçi müdahaleleriyle devreye girmiştir. Louis Bonapart’ın darbesi ve General De Gaulle’ün “Cumhuriyetçi” müdahaleleri bunun örneklerini oluşturur. Almanya’da, “kurucu irade” (“Devrimci Cumhuriyet”e tekabül eder) Bismark’ın demirden eliyle gerçekleşmiş, kapitalist düzenin sermaye birikimi, “Sosyalizmi Yasaklama Yasası”nın yardımıyla, işçilerin amansızca ezilmesiyle gerçekleşmiştir. Bu gerçekleştikten sonra, liberal burjuvazinin parlamenter düzeni teessüs edilmiştir. Ne var ki, kapitalizmin krizleri gelip çattığında, liberal burjuvazi, derhal “Devrimci Cumhuriyet”i, yani devlet bürokrasisini görev başına çağırmıştır. 1918 Alman devrimi, Sosyal Demokrat parti’nin temsilciliğindeki liberal burjuvaziyle Habsburg devlet geleneğini sürdüren devletin işbirliği sayesinde bastırılmıştır. İngiltere ve Amerika gibi, liberal burjuvazinin ve parlamenter sistemin işlere tamamen hakimmiş gibi gözüktüğü ülkelerde bile, “Devrimci Cumhuriyet” her an uyanık ve işbaşındadır. Bu “devrimci cumhuriyet”, “demokratik cumhuriyet”in iktidar alanına tecavüz etmemekle birlikte, her an onun yardımcısı olarak devreye girmeye hazır beklemektedir.  Elbette, her ülkede, liberal burjuvaziyle burjuva devleti arasındaki denge, burjuvazinin ekonomik gücüyle belirlenmektedir. Burjuvazi, ekonomik (dolayısıyla ideolojik) bakımdan ne kadar güçlüyse, burjuva demokrasisini o ölçüde güçlü bir şekilde yerine oturtmakta, bu yüzden de, çok büyük kriz dönemleri hariç, devletin doğrudan doğruya politik iktidar alanına müdahale etmesi gerekmemektedir. Bizim gibi, burjuvazisi bir türlü “mature” olamamış ülkelerde ise, bugün gördüğümüz gibi, kapitalist düzen, adeta birbiriyle çekişen iki kampa bölünmüş gibi bir izlenim (son tahlilde aldatıcı bir izlenimdir bu) vermektedir.
Peki ama, ezilen işçilerin ve köylülerin “kurtarıcısı” olma iddiasıyla ortaya çıkan  Kürt ve Türk solu, neden bu “bölünmede” bu kadar hararetle taraf olmaktadır. Sonuç olarak bu “bölünme”, kapitalist düzenin, öncelikle hangi burjuva kesiminin ağırlığıyla oturtulacağı çekişmesinin ürünü değil midir? Evet öyledir, ama Kürt ve Türk solcularının da bugünkü esas sorunu, zaten kapitalist sistemin oturtulmasından başka bir şey değildir. Daha doğrusu, bu korkunç yönelime yol açan şey, “teoride”ki bir sakatlıktır. Marx’a atfedilen “teoriye” göre, işçi sınıfının hakimiyeti anlamına gelen sosyalizmin kurulabilmesi için, toplumun önce “burjuva demokratik devrim” (ya da “milli demokratik devrim”) aşamasını tamamlaması gerekmektedir. İşte, Kürt ve Türk solcularının, bu “aşamayı” tamamlayacağına inandıkları şu ya da bu burjuva kesiminin kuyruğuna takılmalarının nedeni budur.
Bu “aşamacılık” ve “cephe”cilik hastalığı, yalnız Türk ve Kürt solunda değil, tüm dünya solunda yaşanmıştır ve halen yaşanmaktadır. Marx’ta da bazı temelleri olmakla birlikte, bu hastalık esas olarak, bir reel politiker olan Lenin’le teorileştirilmiş ve pratiğe uygulanmış, Stalin tarafından devralınmış, 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında “popüler front” politikası olarak devreye sokulmuş ve İspanya devrimi başta olmak üzere, bir çok ülke devriminin bastırılmasında baş rolü oynamıştır. Aynı teori, Mao tarafından daha da mükemmelleştirilmiş ve esas olarak bu kanaldan ülkemize taşınmıştır. 1960’lı yıllardaki MDD tartışmalarında, TİP’in yaptığı en hayırlı iş, o günün gençleri arasında şaka yollu kullanılan bu “faraş cepheci”liğe karşı çıkması olmuştur. Ne yazık ki, TİP’in “faraş cepheci”liğe eleştirileri (belki özünde kendisi de “faraş cepheci” olduğundan) etkili olamamış, böylece cephecilik geleneği, Kürt ve Türk solunda derinden yer etmiş, bundan sonra da Türkiye solu, bir daha iflah olmamış, şu ya da bu burjuva kesiminin yedek gücü olmaktan kurtulamamış, hatta bu yedek güç olma durumu, 12 Mart öncesinde olduğu gibi, kendilerini ezecek devletçi kesimleri desteklemek ve iktidara gelmelerine yardımcı olmak biçiminde bile tecelli etmiştir. Bugünkü solun acıklı durumunun temelinde, bu kişiliksiz cephecilik anlayışının yattığını görmemek imkansızdır.
Dünya solu da fazla farklı bir durumda değildir. Bu cephecilik denen şey öyle bir illettir ki, kanser gibi, dünya solunun nerdeyse tüm hücrelerine yayılmıştır. “Cepheci” olmak için, illa bizde olduğu gibi MDD’ci olmak da gerekmemektedir. İngiltere’deki en “sosyalist devrimci” partilerden biri olan yarı-Troçkist Socialist Workers Party (SWP), beş yıl önceki Genel Seçimlerde, Labour Parti’yi destekleyerek, “ortak cephe” kurdu. Gerekçesi, Tory’lerin devrilmesiydi. Aynı parti, seçimlerden bir ay sonra, “biz Labour’a bunları yapsın diye oy vermedik” diye ağlamaya başladı, ama artık çok geçti. Bugün dahi, “Militant” adlı Troçkist grup, işçilerin bir “cephe örgütü” olarak gördüğü için, Labour parti içinde “sol kanat” olarak çalışmayı sürdürmektedir.
Dünya Komünist Hareketi içinde, bu “cephecilik” hastalığından kendini kurtaran sadece, Lenin’in, “sol çocukluk hastalığı” diye saldırdığı,  “Sol Komünistler” olmuştur. Böyle olduğu içindir ki, Marx’ın işçi devrimi fikrine, dolayısıyla onun devrimci mirasına bağlılıklarını sürdüren ve bugünkü büyük anti-kapitalist dalgayla birlikte yeniden canlanan tek komünist eğilim, “Sol Komünizm”dir.

Birikim, sayı:160-161, Ağustos-Eylül 2002

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI