“Yaşam Tarzı Anarşizmi” Üzerine

Üstben, genellikle dışsaldır. Daha doğrusu insanlar, üstbenlerini, büyük çoğunlukla kendi doğal çevrelerinin dışından seçerler. Basit bir örnek verecek olursak, kendi köyünüzde allame-i cihan olsanız, kimse sizi takmaz da, dışardan gelen biri, son derece yetersiz de olsa, köylüler tarafından, büyük bir bilginmişçesine dinlenir. 1960’lı yıllardaki köy çalışmaları sırasında bunun birçok örneğini yaşamıştık. Bu yüzden, aynı yöreden olan arkadaşlar, kendi köylerine propaganda çalışmasına çıkmak istemezlerdi. Çünkü köylüler, “bu bizim Topalın Rüştü değil mi,” der, yerli propagandacıya sırtlarını dönüverirlerdi.

Bu “üstben kompleksini” ulusal çapta genişletecek olursak, genel olarak okurlar, ülkenin düşünürlerindense, dışardan çeviri yoluyla aktarılan düşünürlerin söylediklerine daha çok kulak kabartır, daha çok önem verirler. “Ulusal aşağılık kompleksimiz”i dikkate alarak bu kadarını doğal karşılasak bile, bu tür çevirilerin, atıfta bulundukları rakip düşünürlerin Türkçedeki karşılıkları bilinmeden okunması, kalecisiz bir kaleye gol atmanın ötesinde, büyük düşünsel boşluklara yol açar. Çünkü yapılan eleştiri, ancak eleştirdiği düşünce ve yapılan atıflar asgari düzeyde de olsa bilindiği zaman anlam kazanır, boşlukta asılı kalmaktan kurtulur.

Ne yazık ki, Türkiye’nin 1960 ve 1970’lerdeki sol yayın furyası içinde, bu durum, genel bir hal almıştır. Örneğin, Marx’ın, Proudhon’u eleştirdiği Felsefenin Sefaleti basılmıştır, ama Proudhon’un eleştiriye hedef olan Sefaletin Felsefesi kitabı, Türkiyeli okuyucunun bilgisine hâlâ sunulmuş değildir. Lenin’in, III. Enternasyonal içindeki “Sol Komünist”leri hedef aldığı Sol Komünizm-Bir Çocukluk Hastalığı kitabı, Türkiye’de kimbilir kaç baskı yapmıştır, ama şu ana kadar, “sol komünistler”in eleştiriye konu olan görüşlerini ortaya koyan hiçbir kitap Türkçede basılmamıştır.

Böylece, Türkiyeli okuyucu, eleştiri konusu görüşleri bilmeden eleştirileri öğrenmek, daha doğrusu ezberlemek durumunda kalmıştır. Aslında bizim ezberci eğitim sistemimizle çok iyi örtüştüğü için, bu durumdan pek de fazla şikayetçi olunmamıştır. Daha da vahimi, çeşitli sol fraksiyonlar, örneğin Lenin’in kitabındaki görüş ve eleştirilere dayanarak rakip fraksiyonları bastırır ya da tasfiye ederken, bastırdıkları bu fraksiyonların görüşlerinin, Lenin’in eleştirdiği görüşlere uygun olup olmadıklarını gerçek anlamda merak bile etmemişlerdir. Bizde fikirler, salt işlevsellikleri açısından ele alınmış ve kullanılmıştır.

Aynı geleneğin, bugün Türkiye’deki anarşist çevrelerde de geçerli olduğunu görüyoruz. Genellikle anarşist düşünürlerin kitaplarını basan Kaos Yayınları, iki yıl önce, Murray Bookchin’in, 1995 yılında Amerika’da ve İngiltere’de basılmış olan Social Anarchism or Lifestyle Anarchism: An Unbridgable Chasm adlı kitabını, Toplumsal Anarşizm mi Yaşamtarzı Anarşizm mi – Aşılamaz Uçurum başlığıyla (Mayıs 1998, çev: Deniz Aytaş) bastı. Ne var ki, kitap basıldığı sırada, Murray Bookchin’in büyük çoğunluğu Amerikalı olan rakiplerinin eleştiri konusu olan görüşleri ve kitaplarından hiçbiri Türkçeye çevrilmemişti. Neyse ki, aynı Kaos yayınları, bu karşılıksızlığın kendisi de farkına varmış olacak ki, Murroy Bookchin’in kitabında şiddetle saldırdığı Amerikalı anarşist yazarlardan John Zerzan’ın Gelecekteki İlkel (Nisan 2000, çev: Cemal Atila) adlı kitabını, yaklaşık iki yıl sonra yayımladı. Ne var ki, Murray Bookchin’in “lifestyle anarşist” genel başlığı altında topladığı yazarlar ıskalası çok geniş olduğundan, ortada yine de büyük bir boşluk durmaktadır. Öyle ki, Bookchin’in ikide bir alıntı yaptığı ya da atıfta bulunduğu yazarların nerdeyse hiçbirini (artık bugün John Zerzan’dan Kaos’un yayınıyla haberdar olduğumuzu söyleyebiliriz) tanımıyoruz. Onların gerçekten ne dediklerini, kendi kaynaklarından okuyup öğrenme olanağına sahip değiliz (İngilizce bilen meraklılarımızı hariç tutmak kaydıyla). Bu yüzden, Bookchin’e bir anlamda mahkûmuz, bu yazarları, onun bize tanıttığı biçimde kabul etmek, onlara Bookchin’in gözüyle bakmak gibi bir handikap içindeyiz.

Öte yandan, bizzat Bookchin’in yazdıklarından, kökleri, aşağı yukarı 1960’lara kadar uzanan ve 1990’lı yıllarda alevlenen bu tartışmanın, Amerika, hadi bilemediniz İngiltere’ye özgün bir tartışma olduğu, en azından Türkiyeli anarşistlerin içinde bulundukları ve çözüm getirmeye çalıştıkları sorunlara çok az faydası olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’de, anarşistler arasında, ne “bireyci anarşist”, “toplumsal anarşist”, ne de “pritimivist anarşist”, “aydınlanmacı anarşist” türünden bir ayrışma yaşanmaktadır. Bu tür farklılıklar uç vermeye başlamış olsa dahi, bu eğilimler, Amerika’da ya da İngiltere’de olduğu gibi belli kutuplarda kristalize olmuş değildir (gerçi bu eğilimlerin, bu ülkelerde de Bookchin’in iddia ettiği kadar kristalize olup olmadığı ya da belli kutuplarda toplanarak netlik kazanıp kazanmadığı tartışma konusudur, bu kategorileştirmede Bookchin’in bazı yapay zorlamalara gittiği dikkatten kaçmamaktadır). Örnek verecek olursak, Ateş Hırsızı-Kaos Yayınları çevresi, hem Bookchin’in takdirini kazanacak ölçüde “toplumsal anarşist”, hem de Bookchin’in baş hedefleri arasına girecek ölçüde “primitivist anarşist”tir ve bu çevre, John Zerzan’ı basarken, sadece Bookchin’in rakip referanslarını okuyucuya sunmak güdüsünden hareket etmiş değildir. Kaos çevresi, Bookchin’i bastıktan bir süre sonra, okun sivri ucunun kendisine de yöneldiğini farkederek John Zerzan’ı basma yoluna gitmiştir. Çünkü, özellikle teknoloji konusunda bu çevrenin yaklaşımı, Bookchin’den çok Zerzan’a yakındır. Aynı şeyi, Bookchin’in “lifestyle anarşizm” nitelemesini, “gevşek anarşistleri” köşeye sıkıştırmak için diline dolayıp, olur olmaz kullanan Efendisiz çevresi için de söyleyebiliriz.

Peki, Bookchin’in, Amerika’daki anarşistler arasında cereyan eden şiddetli bir tartışmayı konu alan ve Türkiye’de karşılığı pek bulunmayan bambaşka eğilim ya da eğilimleri hedef alan kitabı, özellikle de kitabın “lifestyle anarşizm” başlığı, nasıl olmuştur da, Bookchin’in yaklaşımıyla oldukça zıt konumda olan Türkiye’deki bazı anarşist çevreler tarafından böylesine benimsenmiş ve bu deyim, adım başı kullanılır hale gelmiştir? Bunun, Bookchin’in ideolojik mücadele hedefleriyle ilgisi olmayan bazı ideolojik ihtiyaçlardan doğduğunu düşünüyorum. Türkiye’de anarşizmi, aynı Marxizm gibi, kendilerinin merkezini oluşturdukları bir politik hareket haline getirmek isteyen bazı anarşist gruplar, böyle bir politik hareketin disiplinine girmek istemeyen anarşistleri olsun, anarşizmi bir moda ve gençlik fetişizmi olarak algılayan gençleri olsun, paylamak ve köşeye sıkıştırmak için, Bookchin’in “lifestyle anarşizm” nitelemesini kendileri için biçilmiş kaftan görmüşlerdir. Oysa, ilerlemiş yaşında, “anarşizmin Lenin’i” olmaya karar verdiği anlaşılan Bookchin, bu deyimi, özellikle batı dünyasında gittikçe güçlenen aydınlanma ve modernizm karşıtı anarşistleri gözden düşürmek için ortaya atmıştı.
Makas, kağıt ya da kumaş kesmek için imal edilmekle birlikte, insan öldürmekte de kullanılabilir.

Gün Zileli
1 Ekim 2000

Not: Bu yazı, Apolitika dergisine gönderilmiş, fakat yayımlanmamıştır.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI