AYYUK – No.6, 15 Eylül 2000

AYYUK

————————–

Anarşizm Konusundaki

Safsataları İnceleme Enstitüsü

————————–

No.6, 15 Eylül 2000

Safsataların Ayyuka Çıktığını Gördüğü Zamanlar Yayınlanır

—————————————————————

6. Sayı İçin Kısa Bir Açıklama

Farkedeceğiniz gibi, “Enstitü”müzün amaçlarını biraz daha genişlettiğimiz için adında da buna uygun ufak bir değişiklik yaptık. Türkiye’de malum bir çevre, özellikle Seattle direnişinden sonra anarşizmin kazandığı itibardan ürkerek bir anti-anarşist kampanya başlatma gereğini duymuştur. Bu ve bundan sonra da sürmesi beklenebilecek benzeri saldırılar, bizi, ister istemez, kendimizi salt anarşizm içi eleştiri ile kısıtlamayıp, aynı zamanda bu tür girişimlerin kalitesi hakkında bazı saptamalar yapma sorumluluğuyla karşı karşıya bıraktı.

Bundan dolayı, 5. sayımızda ilan ettiğimiz “Uyuşturucu Sorununa Bakış-2” konusunu erteleyip, bu sayımızı, böylesi bir anti-anarşist kampanyanın safsata ve laf cambazlıklarının gerçek niteliğini ortaya serecek bazı hatırlatmalara ayırmaya karar verdik. Buna “cevap verme” demiyoruz, çünkü telaş içinde “anarşizm özel sayıları” hazırlayanların, yüzde doksanı demagoji olan iddialarını cevap vermeye değer görmüyoruz. Öte yandan, anarşizmin gerçek zaaflarından kaynaklanan yüzde on oranındaki eleştirilere hak versek de, bunları düşmanlarımızla tartışmaya hiç mi hiç niyetimiz yok. Biz bu sayıda, yalnızca, kalemini pek dikkatsizce oynatan bir “üslup denemecisinin” sahip çıktığı gelenek ve bu geleneğin pratiği konusunda bazı hatırlatmalarda bulunup, bu gibilerinin düşünsel “düzey”leri ve gerçeğe “bağlılık”ları ile, demagojik laf cambazlıkları arasındaki ters orantıyı ortaya koyacağız. Bu hatırlatmaların, AYYUK’tan haberdar olan arkadaşlar için bir tekrar olacağını bildiğimizden, onlardan şimdiden özür dileriz.
Leninist-Stalinistler Sokağa Nasıl Müdahale Ettiler?

Papirüs dergisinin, Nisan 2000 tarihli 38. sayısında, Asaf Güven Aksel, kaleme aldığı, “Porselen Saksıda Yaşayan İsyan” başlıklı, gülünesi bir “soap opera”da, anarşistlerle Leninist-Stalinistler arasındaki farkı ortaya koymaya gayret ederken, ucuz bir alegori denemesinde bulunup şöyle demiş:

“Kır çiçeği ya da pencere önündeki çiçek… Sokağa yanıt verip vermemek farkı. Sokağa müdahale edip edememek farkı.” (s.3)
Alegorinin bayalığı ile irkilsek de, Leninist-Stalinistlerin, geçtiğimiz yüzyılda, sokağa defalarca yanıt vermiş ve müdahale etmiş olduklarını kabul ediyoruz. İşte bunlardan bir kaç örnek:

Tarih: Şubat 1921. Mahal: Moskova ve Petrograt sokakları.

“İlk ciddi olay, Şubat ortasında, Moskova’da patlak verdi. Savaş Komünizminin terkedilerek yerine derhal özgür emek’ sisteminin konması çağrısında bulunan öfkeli işçiler kendiliğinden fabrika toplantıları yapmaya başladılar. Böylesine kararlı bir şekilde ortaya sürülen bu talep karşısında hükümet, fabrikalara temsilciler göndererek politikalarını izah etmeye çalıştı. Gerçi, bu öyle kolay iş değildi. Aşırı düşmanca bir tutum içinde olan dinleyicilerle karşı karşıya kalan hükümet sözcülerinin çoğu, daha sözlerini bitirmeye fırsat bulamadan yuhalanıp yaka paça kürsüden indiriliyorlardı (…)

“Petrograd’ın çalışmayan  çok sayıda fabrika ve atölyesindeki öfkeli protesto toplantıları, Moskova’daki gibi, sokak gösterilerinin habercisi oldu. Ekonomik sıkıntılar bir bir sıralandı, hepsinin başında yiyecek sorunu geliyordu. Konuşmacılar birbiri ardından çıkıp, ürünlere el konmasına, yol kesme müfrezelerine, ayrıcalıklı tayın sistemine son verilmesi ve kişisel eşyaların yiyecekle takas edilmesine izin verilmesi çağrısında bulunuyorlardı. 23 Şubat’ta, üç ya da dört yıl önce işçi gücünde kısmi bir azalma olmasına rağmen hâlâ Petrograd’ın en büyük metal üreten fabrikalarından biri olan Trubochny fabrikasında gürültülü bir toplantı yapıldı.

“Toplantı dağılmadan önce, yiyecek tayınlarının arttırılmasını ve eldeki bütün ayakkabı ve kışlık giyeceklerin derhal dağıtılmasını talep eden bir önerge kabul edildi. Ertesi sabah işe gelen işçiler tezgâhlarını terkettiler ve yürüyüşe geçtiler. Sorunlarını dile getirmek üzere bir kitle mitingi örgütlemek için Neva’nın kuzey yakasındaki Vasili Adasına doğru ilerlediler… yakın fabrikalardan işçilerin ve Madencilik Enstitüsünden öğrencilerin katılmasıyla çok geçmeden, hükümet aleyhtarı sloganlar atan kalabalık 2.000 kişiyi buldu… Petrograd parti başkanı ve Sovyet başkanı Zinovyev, durum tamamen kontrol dışına çıkmadan, gösterinin dağıtılması emriyle, subay okulu öğrencilerinden (Kursanty) oluşan bir askeri birliği işçilerin üzerine sevketti (…)

“Vasili Adasındaki gösteri, olacakların yalnızca bir işaretiydi. Ertesi gün, 25 Şubat’ta, Trubochny işçileri yeniden sokağa çıktılar ve fabrika bölgelerinde ajitasyona girişerek işçi arkadaşlarına işi bırakma çağrısında bulundular. Çağrıları derhal karşılık buldu. Laferme Tütün Fabrikası, Skorokhod ayakkabı fabrikası, Baltık ve Patronny metal işletmeleri greve gittiler; ayrıca, önceki gün, Vasili Adasındaki göstericilerden bazılarının, askeri birliklerin açtığı ateş sonucu öldüğü ve yaralandığı yolundaki söylentilerin de etkisiyle, grev, Donanma Tersanesi ve Galernaya Gemi Bakım Tesisleri de içinde olmak üzere diğer büyük işyerlerine yayıldı. Çeşitli yerlerde toplanan kalabalıklar, hükümetin politikalarına karşı irticalen yapılan konuşmaları dinlediler ve Kursanty, bir kere daha, bu kalabalıkları dağıtmak üzere göreve çağırıldı (…)

“Moskova’daki grevlerden sonra, Zinovyev yönetimindeki Petrograd’ın yetkili makamları kendi bölgelerinde meydana gelmesi muhtemel olaylar nedeniyle diken üzerinde oturuyorlardı. Olaylar başladığı an asayişi sağlamak için hızla harekete geçtiler (…) Zinovyev’in başkanlığındaki Petrograd Sovyeti Yürütme Komitesi, bütün şehirde sıkıyönetim ilan etti. Gece onbirden sonra sokağa çıkma yasağı kondu ve sokaklarda herhangi bir şekilde toplanmak yasaklandı (…)

“26 Şubat’ta karışıklıklar daha da büyüdü ve Petrograd Sovyeti, bundan sonra alınacak önlemleri görüşmek üzere özel bir toplantı düzenledi. Daha sonraki haftalarda kötü bir ün yapacak olan Baltık Donanması komiseri N. N. Kuzmin’in, denizcilerin içindeki gerginliğin arttığına dikkat çekmesi ve eğer grevlerin devamına izin verilirse bir patlamanın meydana gelebileceği yönünde uyarıda bulunması pek hayra alamet değildi. Aynı şekilde, Petrograd Savunma Komitesinin üyesi Lashevich de, grevcilerle ilgili olarak sert önlemler almaktan başka çare olmadığını açıkladı. Özellikle, hareketin baş kışkırtıcısı Trubochny işçilerine karşı lokavta gidilerek otomatik olarak tayınlarından yoksun bırakılmaları sağlanmalıydı. Sovyet, fikir birliğine vardı ve derhal gerekli emirleri yayınladı. İşçi hoşnutsuzluğunun bir diğer patlama noktası olan Laferma fabrikası da kapatıldı ve diğer işyerlerindeki işçilere tezgâhlarının başına dönmeleri, aksi taktirde aynı cezanın kendilerine de uygulanacağı söylendi (…)

“Aç işçileri boyun eğdirmeye yönelik bu kör parmağım gözüne girişim, varolan gerilimi arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Şubatın geri kalan günlerinde hareketin yayılmaya devam etmesi, fabrikaların birbiri ardından geçici olarak kapatılmasını getirdi. Ayın 28’inde grev dalgası, Birinci Dünya Savaşı sırasındaki tesislerinin yalnızca altıda biri çalışsa da hâlâ muazzam bir yapıya sahip olan 6.000 işçili dev Putilov kombinasına ulaştı.

“Şubat Devriminin dördüncü yıldönümü yaklaşıyordu ve … huzursuz Petrograd, 1917’de otokrasinin düşmesinden hemen önceki ruh hali içindeydi… Şubat ayının son iki gününde… ekonomik talepler daha vurgulu bir ton kazandı; örneğin bir bildiri, evlerinde açlıktan ve soğuktan ölü bulunan işçilerden söz ediyordu. Fakat yetkililer açısından daha da uyarıcı olan, grev hareketinde politik şikayetlerin gittikçe daha fazla yer tutmaya başlamasıydı. Diğer şeylerin yanısıra, işçiler, kesinlikle polisiye fonksiyonlar yerine getiren silahlı özel Bolşevik müfrezelerinin fabrikalardan çıkarılmasını olduğu kadar, son zamanlarda bazıları Petrograd’ın daha büyük tesislerinde göreve başlayan silahlı emek müfrezelerinin de ortadan kaldırılmasını talep ediyorlardı (…)

“Bir haftalık kargaşalıktan sonra Petrograd yöneticileri durumu kontrol altına almayı başardılar. Elbette bu başarı, Zinovyev ve arkadaşlarının zor ve ayrıcalıktan ibaret politikalarını kararlı bir şekilde uygulamalarıyla sağlanmıştı. Onların görevlerini zorlaştıran, genel ortamdan etkilenen düzenli ordu birliklerinin, hükümetin emirlerini yerine getireceklerine güvenememeleriydi. Güvenilemeyen birlikler silahsızlandırıldı ve kışlalarına kapatıldı. Askerlerin, dört yıl önce olduğu gibi kışlalarını terkedip kalabalıkların arasına katılmalarını önlemek için postal dağıtımının yasaklandığı söylentileri bile yayılmıştı (…)

“Petrograd, anında bir askeri kampa dönüştü. Yayalar her köşebaşında  durduruluyor ve kimlik kontrolü yapılıyordu. Tiyatrolar ve lokantalar kapatıldı ve sokağa çıkma yasağı sıkı bir şekilde uygulandı. Sokaklarda tek tük silah sesleri duyuluyordu…

“Şehre askeri güç yığmanın yanısıra Bolşevikler, greve giden çok sayıda fabrikaya lokavt uygulayarak protesto hareketini kırmaya çalıştılar. Bu, -Trubochny ve Laferme’ye karşı uygulandığı gibi- işçilerin tayınlarını kesmek için düşünülmüş bir önlemdi. Aynı zamanda, Petrograd Çeka’sı tarafından geniş çaplı tutuklamalar sürdürülüyordu. Fabrika toplantılarında ve sokak gösterilerinde rejimi eleştiren konuşmacılar gözaltına alınıyordu… Şubat’ın son günlerinde, 500 kadar boyun eğmeyen işçi ve sendika görevlisi içeri alınmıştı. Bir çoğu, muhalif parti ve gruplara dahil olan ve sayıları binleri bulan öğrenci, aydın ve işçi olmayan kesimden bir çok kişi de Çeka’nın ağına takılmıştı (…)

Aslında, rejime karşı silahlı ayaklanma noktasına hiç bir zaman ulaşmayan bu grevler, nasıl aniden başladılarsa, yine öyle aniden sona erdiler. Bununla birlikte sonuçları muazzamdı. Bu grevler, eski başkentteki ihtilalci gelişmelerle çok yakından ilgilenen, Petrograd’ın kapı komşusu Kronstadt’daki denizcileri harekete geçirerek, Sovyet tarihindeki en ciddi isyanın habercisi oldu. (Paul Avrich, Kronstadt 1921, çev: Bora Sarayova, -Pencere yayınları tarafından yakında yayınlanacak-, s.37-51)
Tarih: Mart 1921, Mahal: Petrograt-Kronstadt sokakları.

“Kronstadtlı denizcilerin ve askerlerin, Petrograt’da grevde bulunan kardeşleriyle girdikleri bu mükemmel dayanışmayla gurur duymuş ve denizcilerin aracılığı sayesinde sorunun hızla çözüleceğini ummuştuk.

“Ne gezer. Kronstadt’da olup bitenleri öğrenmemizin üzerinden daha bir saat geçmemişti ki, boşuna umutlandığımızı anladık. Lenin ve Troçki’nin Kronstadt üzerine bir kararname imzaladıkları haberi, Petrograd’da yıldırım hızıyla yayıldı. Bu kararname, Kronstadt’ın, Sovyet Hükümeti’ne karşı isyana kalkıştığını duyuruyor ve denizcileri, ‘Proletarya Cumhuriyeti’ne karşı, Sosyalist Devrimci hainlerle işbirliği yaparak karşı-devrimci bir komployu sahneye koyan eski Çar yanlısı generallerin aletleri’ olmakla suçluyordu (…)

“Bütün Petrograd Bölgesi’nde Olağanüstü Sıkıyönetim ilan edildi ve özel izni olan görevlilerin dışında hiç kimsenin kentten ayrılmaması emri verildi (…) Troçki, Kronstadt denizcilerine ve askerlerine, İşçi ve Köylü Hükümeti adına seslenerek, ‘Sosyalist anavatana karşı el kaldırmaya’ cüret eden herkesin ‘keklik gibi avlanacağını’ duyurdu (…)

“Troçki sözünü tuttu. Kronstadtlılar’ın desteğiyle otorite sahibi olan Troçki, şimdi, ‘Devrim’in gururu ve şerefi’ olanlara borcunu eksiksiz ödeyecek bir mevkideydi (…) üç yıllık dönemde, cinayet sanatında uzmanlaşmış Çeka güruhu da oradaydı. En bağnaz, emirlere körü körüne en fazla itaat eden kursanti ve Komünistler, çeşitli cephelerden en güvenilir birlikler getirilmişti. Mahkum şehrin çevresine böylesine büyük bir güç yığarak isyanın kolayca ezileceğini umuyorlardı. Özellikle, kuşatma altındaki kardeşleriyle dayanışmalarını ifade eden Petrograt garnizonundaki askerlerin ve denizcilerin silahları alındıktan ve tehlikeli bölgenin dışına çıkarıldıktan sonra.

“International Hotel’deki penceremden, onların, güçlü Çeka birlikleri tarafından sarılmış bir şekilde küçük gruplar halinde götürülüşlerini gördüm. Ayaklarını sürüyerek yürüyorlardı, omuzları düşmüş, başlarını kahırla önlerine eğmişlerdi.” (Emma Goldman, Hayatımı Yaşarken-II, çev: Emine Özkaya, Nisan 1997, Kaos-Metis ortak yayını, s.886-891-892)

Tarih: Temmuz-Ağustos 1921, Mahal: Ukrayna köylerinin sokakları.

“Bolşeviklerin, Mahnovistlere karşı yürüttüğü üçüncü sefer aynı zamanda Ukrayna köylülüğüne yönelik bir seferdi. Bu seferin esas amacı sadece Mahnovist Ordu’yu yok etmek değil, aynı zamanda, hoşnutsuz köylüleri tahakküm altına almak ve onların devrimci gerilla hareketi örgütleme imkanlarını ortadan kaldırmaktı. Wrangel’le yapılan savaştan kurtulmuş olan Kızıl Ordu, Bolşeviklerin bu planı hayata geçirmelerini sağladı. Kızıl Tümenler ayaklanan köyleri dolaşıp, yerel kulak’lardan aldıkları bilgiler ışığında köylüleri katlettiler. Bolşeviklerin Gulya-Polye’ye vahşice saldırmalarından bir hafta sonra Mahno köye geldiğinde, köylüler Mahnovistlerin başına üşüşüp, Komünistlerin bir gece önce üç yüzden fazla Gulya-Polye sakinini, nasıl vurduklarını acı bir şekilde anlattılar. Günbegün, Mahnovistlerin gelmesini bekleyen Gulya-Polye’liler, bu şanssız köylülerin kurturabilebileceğini ummuşlardı. Birkaç gün sonra Novospasovka’ya giden Mahnovistler benzer olayların burada da meydana geldiğini öğrendiler. Mahnovist Ordu ve isyancı Konsey’in kültür ve eğitim seksiyonu, kana susayan Çeka’cıların kucaklarında bebekleri olan anneleri bile kurşuna dizdiklerini öğrendiler.” (Peter Arşinov, Mahnovşçina, çev: Yeşim T. Başaran-Cemal Atila, Mayıs 1998, Kaos Yayınları)
Tarih: 1929, Mahal: Rusya köy ve kentlerinin sokakları.

“Nüfusun geniş kesimleri, özellikle köylüler ve ‘çalışmayan unsurlar’ devletin gıda iaşe sisteminin tümüyle dışında bırakıldılar. Muhtaç köyler kendi kaderine terkedildi. Kimi yörelerde köylülerin aman dileyecekleri hiçbir yer yoktu. Bulabildikleri herşeyi yiyiyorlardı. Hayvanlar kesiliyordu, zira onları besleyecek hiç yem kalmamıştı. Gittikçe daha çok köyden açlığın başladığı haberleri geliyordu. En ağır darbeyi yiyen yine kır yoksullarıydı. Baharda, yabancı basına, Kuzeydoğu Rusya ve güney Ukrayna’da köylülerin açlıktan öldükleri söylentileri ulaştı (…)

“1929 Ocağında “çalışma disipilinini sıkılaştırma” kampanyası şiddetlendirildi… ‘Proletarya Partisi’ artık Sovyet işçilerini kamuoyunda açıkça aylaklar, sarhoşlar, ipe sapa gelmez serseriler ve külhanbeyleri olarak damgalamaktan utanmıyordu (…) Fabrikalarda tek kişi yönetimi ilkesi kurumlaştırıldı ve sendikalar personel atamalarında her türlü rolden yoksun bırakıldı; yönetime, sendikalara danışmaksızın tek yanlı olarak ceza verme ve işten atma hakkı tanındı… Adalet Halk Komiserliği, mahkemelerin, işçilerden gelen haksız cezalandırma ve işten atılmalarla ilgili şikayet taleplerini kabul etmesini yasakladı.” (Michel Reiman, Stalinizimin Doğuşu, çev: Bülent Tanatar, Ekim 1998, Metis Yayınları, s.156-157-158)
Tarih: Mayıs 1937, Mahal: Barcelona sokakları

“1937 yılının başında yeni Devlet, ihtilalcilere karşı harekete geçmeye hazırdı. O ana kadar, onun sloganı, ‘Devrimden önce savaş kazanılmalıdır’ şeklindeydi. Artık bu slogan şu şekle dönüşmüştü: ‘Savaş kazanılmadan önce devrim ezilmelidir.’ Katalonya Birleşik Sosyalist Partisinin (PSUC) bir lideri, ‘Saragosa’dan önce Barcelona ele geçirilmelidir’ açıklamasını yapmıştı.

İhtilal, CNT-FAI, Sosyalist Parti’nin sol kanadı ve Marxist İşçi Birliği Partisi (POUM) tarafından temsil ediliyordu. Karşı-devrim ise, Komünist Parti ve müttefikleri olan bölgesel ve ulusal Cumhuriyetçi partilerle, Indalecio Prieto’nun liderliğindeki sağ kanat Sosyalistlerce temsil ediliyordu. Aralarındaki farklılıklar ne olursa olsun, bu partiler ihtilale karşı birleşmişlerdi. Komünistlerle anarşistler arasındaki açık düşmanlık, 3 Mayıs 1937’de ortaya çıktı (…)

Karl Marx kışlalarındaki Komünist askeri güçler CNT üyesi trenyolu işçileri tarafından korunmakta olan Fransız İstasyonuna saldırıya geçtiler. Bu, Savunma Danışmanlığının ilan ettiği askeri saldırmazlığın alenen ihlaliydi (…)

Yalnızca Barcelona’da Mayıs olaylarının kanlı blançosu, resmi rakamlara göre, 500 ölü ve 1.000 yaralıydı. Kayıplar, (Barcelona işçilerinin ayaklanmasıyla yenilgiye uğratılan)19 Temmuz 1936 (faşist darbe girişiminden) daha fazlaydı. 7 Mayıs ateşkesinin koşullarından biri de tüm tutukluların serbest bırakılmasıydı. Hükümet tarafının iki tür tür cezaevi vardı: biri normal hapishaneler, öbürü ise, Stalinist GPU’nun yönettiği gizli cezaevi hücreleri. Birçok (ihtilalci), bu hücrelerde işkence edildikten sonra öldürülmüşlerdi.” (Jose Peirats, Anarchists in the Spanish Revolution, Freedom Press, London, 1990)

Tarih: 28 Haziran 1956, Mahal: Poznan Sokakları

28 Haziran 1956 sabahı, Poznan’daki Zispo lokomotif fabrikası işçileri iş bırakarak sokaklara döküldüler. Bu, aniden ortaya çıkmış bir durum değildi. Haftalar önce işçiler bir komite seçmişlerdi. Komite, işçi taleplerini liste haline getirmişti. işçiler, ücretlerinin yükseltilmesini, fiyatların düşürülmesini ve parça başı iş normlarının azaltılmasını istiyorlardı… Yönetim, bu talepler karşısında oyalama taktiklerine başvurmuş ve işçileri ‘pazarlığa’ çağırmıştı. Bu oyalama taktikleri işçilerin sabrını tüketti ve sonunda sokağa çıkmalarına yol açtı.

Haberin yayılması üzerine, başka fabrikalardaki işçiler de toplantılar düzenlediler. Her yerde ortak hareket edilmesi yönünde kararlar alındı. Derken, gösterilerin politik karakteri de ortaya çıktı. Taşınan pankartlarda şu sloganlar göze çarpıyordu: ‘Özgürlük ve ekmek!’, ‘Ruslar dışarı!’ ve ‘parçabaşı işe son!’ Gösterilere işçi olmayan halk da katıldı. Gösterilerin büyümesiyle, Poznan, ayaklanan bir kente dönüştü. Rus tankları kenti kuşattı, fakat harekete geçmedi. Hükümet kendi tanklarını devreye soktu. Sokaklar bir anda kan gölüne döndü. İki gün süren çatışmalardan sonra ayaklanma bastırıldı. (Andy Anderson, Hungary ’56, Black&Red, Detroit, 1976, s.41-42)
Tarih: 4 Kasım 1956, Mahal: Budapeşte Sokakları

“4 Kasım, Pazar sabahı, 4.00 sularında Budapeşte, top sesleriyle uyandı… Rus ordu birlikleri, ayaklanan Macar işçilerine karşı saldırıyı başlatmışlardı.

“Saldırı ani ve ülke çapındaydı. Belli başlı tüm kentler ağır topçu ateşi altındaydı. Ama halk korkuya kapılmadı. Macar işçileri, son birkaç günlük gelişmelerden olacakları aşağı yukarı tahmin ediyorlardı. Askeri bakımdan durumun umutsuz olduğunu da biliyorlardı. Buna rağmen, daha ilk top atışlarıyla birlikte harekete geçtiler. Yaşlı genç, işçi öğrenci, asker çocuk, Rus askeri birlikleri kentin kenarlarına ulaşmadan sokaklara dökülüp barikatlar kurdular, aynı 24 Ekim’de olduğu gibi. Küçücük çocuklar, barikatlara yığınak malzemesi taşıyorlardı.

“Rus tankları Budapeşte’ye girdiler. Namluları ölüm saçıyordu. Çok sayıda bina, top atışlarıyla ateş aldı. Halk, nerdeyse çıplak elleriyle tanklara saldırdı. Korkunç bir savaş başladı. Tanklar kentin merkezine doğru ilerledi. Aynı korkunç çatışma, Macaristan’ın bütün belli başlı kentlerinde cereyan etti… Şimdi tüm ülke onbeş Rus tümeni ve altıbin Rus tankı tarafından işgal edilmiş bulunuyordu. Macar halkının bir ihtilal yaptığının en iyi kanıtı, Rusların böylesine büyük bir güçlü halkın üzerine çullanması değil miydi?

“Sokaklarda, büyük binalarda korkunç bir direniş sürüyordu. Ölüler üst üste yığılıyor, her yandan yaralıların ve yakınlarını kaybedenlerin feryatları yükseliyordu. Bu kâbus muydu ‘sosyalizmin savunulması’?

“Ağır bombardımana rağmen, bütün büyük işçi sınıfı bölgeleri -özellikle ‘kızıl’ Czepel, Dunapentele, Ujpest, Köbanya – hâlâ işçilerin elindeydi. İlk saldırıları sırasında Ruslar, bu bölgelerde nispeten daha yumuşak davranmışlardı. Şimdi ise tam anlamıyla bir katliama girişmişlerdi. Yeni Rus birlikleri Macar işçilerine karşı büyük bir düşmanlıkla doldurulmuşlardı. Onlara, özgürlük savaşçılarının ‘faşist’ ve ‘burjuva kapitalistler’ oldukları söylenmişti…” (Andy Anderson, Hungary ’56, Black&Red, Detroit, 1976, s.91-92)

——————————————————————————————————————

Yorumsuz !!!

“Önce ‘haberleşme özgürlüğü’ erdemiyle süslenmiş telsizleri satışa sunar. İnsanlar koşar adım telsiz alırlar. Bir yıl sonra, telsizler unutulur ve araç telefonları devreye girer. Telsiz çöpe, araç telefonları baş tacı. ‘Teknolojinin nimeti’ denilerek, araç telefonlarından da büyük gelir elde edilir. Sonra…

Sonra mı? Şimdi kaç kişi araç telefonu kullanıyor? Herkeste cep telefonu var. Kullansan da kullanmasan da belirli bir miktar ‘haraç’ ödeyeceksin. Bu arada, dönen dolarlar nereye doğru akıyor?  İşte kapitalist devletin uygulaması bu…”

(“Matematik ve Anarşizm”, Sedat Memili, Papirüs, Nisan 2000, sayı:38)
———————————

KVK ÇAĞLAYAN BAYİİ

TURCELL KARTLI CEP TELEFONU

Organel İletişim’den alınır!

TURCELL ABONE MERKEZİ

(Papirüs, -Arka kapak reklamı-, Nisan 2000, sayı: 38)

————————–

AYYUK

————————–

PO Box 2474

London N8

————————–

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI