AYYUK – No.2, Temmuz’un ikinci yarısı, 2000

AYYUK

———————————————-

(AAYYDÇE)

Anarşizm Adına Yapılan

Yanlışlara Dikkat Çekme Enstitüsü

———————————————-

No.2, Temmuz’un ikinci yarısı, 2000

(Yanlışların Ayyuka Çıktığını hissettikçe çıkar)

———————————————-

2. sayı için
1. sayımızda sözünü ettiğimiz gibi, bu sayımızda da Anarşi dergisinde yayınlanan bazı fikirleri, ayrıca bu fikirlerle paralellik taşıdığını düşündüğümüz, Efendisizler gazetesindeki bir makaleyi eleştirmeye devam edeceğiz. Anarşi’yi iki sayıdır eleştirmemizden hareketle, okuyucularımızın, bu dergiye ya da onu çıkaran genç arkadaşlara bir “düşmanlığımız” olduğunu sanmamalarını rica ederiz. Bizim amacımız, yalnızca, yanlış olduğunu düşündüğümüz fikirlere dikkat çekmek, bu vesileyle bazı konularda kendi düşüncelerimizi açmak ve sizlere ulaştırmak, saflarda, küfüre ve gereksiz polemiklere girişmeyen bir tartışma ortamının geliştirilmesine hizmet etmektir. Bu vesileyle, burada, Anarşi’yi ve Efendisizler’i çıkaran yoldaşlarımızı da, diğer yoldaşlarımız gibi sevdiğimizi, hatta fikri cesaretlerinden dolayı kutladığımızı da belirtelim.

Geçen sayımızda sözünü etmeyi unutmuşuz. Hemen hatırlatalım ki, Ayyuk, kendisine ulaşan bütün eleştiri, karşı-eleştileri ve yanıtları, kesinlikle tek bir satırına bile dokunmadan, olduğu gibi yayınlamaya hazırdır. Yani, yazmak isteyecek bütün arkadaşlara sayfalarımız tümüyle açıktır. 1. sayıyı, görmek isteyecek arkadaşlara postayla ya da e.mail’le yollayabiliriz. Sevgi ve dayanışma duygularımızla.

AYYUK

Demokrasi ve Başka Bazı Şeyler Üzerine…

Anarşist bir örgütün “programı” olur mu? Elbette olmaz. Zaten Anarşi dergisine posta yoluyla gelen AGF’nin görüşlerini açıklayan metinlerde ya da Efendisizler’in 1. sayısında yayınlanan, “…Biz Efendisizler” başlıklı makalede, “program” sözcüğü geçmemektedir. Buna rağmen, “AGF… bunu böyle saptar” ya da “Efendisizler… bunun farkındadır” türünden Tulmutik ifadeler olsun, Efendisizler ve AGF’nin kendilerini her konuda fikir beyan etmek zorunda görmüş olmaları olsun, bizi, ister istemez, bu metinleri bir “program” olarak değerlendirmeye sevketti. Şimdi, lafı uzatmadan, bu “program”larda, takıldığımız ve katılmadığımız noktalara geçelim.

Demokrasi Konusunda

AGF gibi anarşist bir örgütün ya da Efendisizler gibi anarşist bir derginin “program”larında, “demokrasi”ye övgüler yağdırılmaması doğaldır ve olumlu bir noktadır. Ne var ki, metinlerin yazar ya da yazarlarının, Türkiye’deki genel atmosferin etkisinden bütünüyle kurtulduklarını söylemek mümkün değil. Şu satırlar bunun göstergesidir:

“Ortak yaşama ilişkin kararlar topluluğun bütün bireylerinin katılacağı toplantılarda alınmalıdır. Bu özyönetimdir, doğrudan demokrasidir, gerçek demokrasidir.” (…Biz Efendisizler”, Efendisizler, sayı:1, 15 Şubat 1999, s.16)

Oysa doğrudan demokrasi, gerçek demokrasi değil, gerçek demokrasinin inkârıdır. Yani bir toplumda doğrudan demokrasinin tümüyle gerçekleşmesi, temsili demokrasiden başka bir şey olmayan gerçek demokrasinin  yıkılması ve ortadan kalkması anlamına gelir. Demokrasiye olumlu anlamlar yüklemediğimize göre, propaganda babında dahi, doğrudan demokrasiye, gerçek demokrasi denmesi doğru olmaz. Tarihteki kökleri ve daha sonraki evrimi ne olursa olsun, demokrasi denen politik sistemin bugün kazandığı anlam, temsili demokrasiden başka bir şey değildir. Bugün “gerçek demokrasinin kurulmasını istiyorum” dediğiniz zaman, anarşistler de dahil, kimsenin aklına, doğrudan demokrasi gelmez, temsili demokrasinin bütün kurum ve icaplarıyla birlikte kurulması ve uygulanması gelir.

Peki o zaman, “doğrudan demokrasi”yi va’zeden anarşistler neden başka bir sözcük kullanmamışlardır da, “doğrudan demokrasi” sözcüğünü kullanıp bugünkü kafa karışıklığına yol açmışlardır. Bunun nedeni, öyle sanıyoruz ki, anarşistlerin, “demokrasi” sözcüğünü, temsil anlamında kullanmış olmalarıdır. Anarşistler, “doğrudan demokrasi” derken “temsili demokrasi”yi reddedip, onun yerine, herkesin kendini doğrudan temsil ettiği doğrudan temsili, yani demokrasiyi ve politikayı ortadan kaldıran bir tarzı kastetmek istemişlerdir. Bu yüzden, doğrudan demokrasinin, gerçek demokrasi değil, ama gerçek temsil olduğunu söylemek doğru olur.

Demokrasi konusundaki yanılgı, AGF “Program”ındaki şu cümlelerde de göze çarpmaktadır:

“AGF anti-faşist, anti-otoriterdir.” (Düşlemek ve Eylemek”, Anarşi, sayı:1, Kasım 1999, s.9)

Birisi, aynı cümle içinde demokrasiye de karşı olduğunu ya da anti-demokrat olduğunu belirtmeden, özel olarak “anti-faşist” olduğunu vurguluyorsa, o, bir burjuva demokratıdır. Anarşistler, yönetsel biçimlere karşı çıkarken, “faşist”, “demokrat” ayrımı yapmayı reddederler. Onlara göre, bütün iktidarlar aynı şekilde kötüdür ve aynı şekilde karşıya alınmalıdır. “Ben anti-faşistim” demek, aynı zamanda “faşist olmayan rejimlere, faşizme olduğu kadar karşı değilim” demek anlamına gelir ki, bunun diğer anlamı, o kişinin burjuva demokrasileriyle iyi geçinmekte olduğudur.

Sınıf Mücadelesi ve Hiyerarşi Konusunda

AGF, yukarda gördüğümüz gibi, kendini “anti-faşist” ilan ederek faşizmle demokrasiyi birbirinin karşısına koyan bir tutum takınırken, sınıf mücadelesi konusunda da, burjuva demokrat bir bakış açısını yansıtmaktadır:

“Kölelik, sınıf mücadelesiyle değil, hiyerarşiye karşı mücadeleyle yok edilir.” (Düşlemek ve Eylemek”, Anarşi, sayı:1, Kasım 1999, s.11)

Oysa, faşizm ve demokrasinin birbirinin kardeşi olduğu gibi, sınıf mücadelesi ve hiyerarşiye karşı mücadele de birbirinin kardeşidir, hatta aşağı yukarı aynı şeydir. Gerçek sınıf mücadelesinin bizatihi kendisi, hiyerarşiye karşı da mücadeledir. Çünkü sınıf mücadelesi, sınıfsal hiyerarşiyi ortadan kaldırdığı gibi, temelde sınıflı toplumdan kaynaklanan her türlü hiyerarşinin ortadan kaldırılmasının da yolunu açar. AGF’li arkadaşlar, eğer “salt sınıf mücadelesi, bütün hiyerarşi biçimlerinin ortadan kalkmasına yetmez, tek tek her birine karşı ayrıca mücadele edilmelidir” deselerdi, doğru söylemiş olacaklardı. Ama onların koyuşu, sınıf mücadelesinden korkup, yalnızca bazı alt üst ilişkilerinde yumuşatmaya gitmekten yana olan burjuva liberallerinin tavrıdır.

Bu konuyu geçerken, AGF’li arkadaşların, bir başka konuyla ilgili olarak “birilerini” eleştirirken, “kendilerini tatmin eden zavallıları samimi bulmuyoruz” (“‘Anarşist Gençlik Federasyonu Ne değildir?'”, Anarşi, sayı:2, Mayıs 2000, s.32) türünden  şiddet ve hiyerarşi içeren bir dil kullanmalarının, onların, hiyerarşiyle mücadele etmekte kendilerini bile yeterince geliştirmediklerini ortaya koyduğunu belirtelim.

Kendinden Menkul Saptamalar

AGF’li arkadaşlar olsun, Efendisiz’i çıkaran arkadaşlar olsun, kerameti kendinden menkul, ispatlanmamış ya da ispatlamaya çalışmadıkları bazı saptamalarda bulunup geçmektedirler. Bunlardan bir kaçının üzerinde durmak istiyoruz:

“Feminizm de, erkek-kadın karşıtlığından yola çıkarak kendini var eden ve aslında, erkek egemenliğini onaylayan statükocu bir görüştür.” (Düşlemek ve Eylemek”, Anarşi, sayı:1, Kasım 1999, s.11)

Şunu belirtmek zorundayız ki, bütün düşünce akımları, kendilerini bazı “karşıtlıklardan” yola çıkarak var ederler. Örneğin, Marxizm, kendini, burjuvazi- proletarya karşıtlığından yola çıkarak var etmiştir. Anarşizm, kendini, iktidar-özgürlük karşıtlığından yola çıkarak var etmiştir. Liberalizm, kendini, otoritarizm-bireysel özgürlükler karşıtlığından yola çıkarak var etmiştir vb. Bunda ne gibi bir acaiplik var, anlayamadık. Öte yandan, bu karşıtlıklardan yola çıkarak kendini var etmek, hiç de, karşıtlığın “olumsuz” tarafını “onaylamak” anlamına gelmez. Örneğin şöyle cümleler görseniz ne dersiniz: “Marxizm, kendini burjuva-proleter karşıtlığından yola çıkarak var eden ve aslında burjuva egemenliğini onaylayan statükocu bir görüştür,” ya da “anarşizm, iktidar-özgürlük karşıtlığından yola çıkarak kendini var eden ve aslında iktidarı onaylayan statükocu bir görüştür” gibi. Diyelim ki, böyle “onaylamalar” pratikte olmuş olsa bile, bunun nedeni, o fikir akımının kendini var ettiği karşıtlık değil, başka pratiklerdir. AGF’liler, feminizmin “erkek egemenliğini onayladığını” ileri sürebilirlerdi, ama bunu ispatlamak için başka kanıtlar ileri sürmeleri gerekirdi. Bunu yapmadıkları için iddiaları, kanıtlanmayı bekleyen, kerameti kendinden menkul önermeler olarak kalmaya mahkumdur.

Buna benzer bir başka örnek daha:

“… bir öğrenci örgütlenmesi hiçbir koşulda devrimci olamaz!” (“‘Anarşist Gençlik Federasyonu Ne değildir?'”, Anarşi, sayı:2, Mayıs 2000, s.32)

Hani kanıtı! “Ben böyle buyurdum” demekle olmaz ki! Hele böyle önemli bir konuda bir kelâmda bulunuluyorsa, onu kanıtlayacak doneler getirilmek zorunludur. Üstelik biz bu kelâmın yanlış olduğunu ileri süreceğiz. Bırakın dünya tarihini, bizim kendi tarihimiz bunun tersini kanıtlayan çok sayıda örnekle doludur. 1960’lı yıllarda önemli devrimci görevler yerine getirmiş olan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), Dev-Genç ve Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) gibi öğrenci örgütlerinin varlığı bile bunu kanıtlamaya yeter.
Efendisiz yazarları, aynı yukardaki önermeler gibi, bazı kavramları da, içeriğini pek fazla düşünmeden ortaya atmaktadırlar:

“Bizim için sanat yaşamın güzelleştirilmesidir öncelikle ve bu da ahlâklı olmakla mümkündür.” (…Biz Efendisizler”, Efendisizler, sayı:1, 15 Şubat 1999, s.17)

Efendisiz yazarları nasıl “ahlâklı” olacağımızı göstermemişler. “Ahlâk” denen kavram, bugün hâlâ çok farklı biçimlerde yorumlanırken, “ahlâk” diye bir şeyin gerçeklikte var olup olmadığı halen bir felsefi tartışma konusuyken, ahlâkın felsefi algılanışıyla popüler algılanışı arasında hâlâ belirgin sınırlar çizilememişken, üstelik “ahlâk”ın her sınıf, zümre, tabaka, kesim, bölge, birey tarafından çok farklı anlamları ve algılanışları söz konusuyken, anarşistlerin kendi aralarında bile bu konuda hiçbir netlik yokken, Efendisizler’in bir mahalle imamı ağzıyla “ahlâk”tan bu kadar rahat ve net bir şekilde söz etmesine ve sanki çok sağlam bir referans noktasına işaret ediyormuş gibi bir tavır takınmasına şaşmamak elde değil.

(“Ahlâk” konusuna önümüzdeki sayılarda yeniden döneceğiz)
Gelecek sayı: Şu “özgürlük alanları yaratma” meselesi!

————————

AYYUK

PO Box: 2474

London N8 UK

————————

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI