Dinle Apolitika! (5 Mayıs Grubu)

Bir göçmen olup da, güneşli bir cumartesi sabahı kapının altından atılmış büyük bir zarfın içinden, yeni basılmış, taptaze bir Apolitika çıktığını görmenin keyfini anlatmak zordur. Bu keyif kısa sürede “önce ben okuyacağım” tartışmalarıyla iyice çocuksu bir hal alır. Aranızda en dişli olanınız, kapıverir derginin 5. sayısını ve diğerlerinin kıskanç bakışları arasında, bacaklarını şöyle bir uzatıp okumaya başlar. Sonra birden, yüzü buruşur, kaşlarını çatar, bir iki yutkunur ve bakışlarını aynı satırların üzerinde gezdirdikten sonra, daha fazla dayanamayıp, şöyle seslenir diğerlerine: “Hey, şuraya bakın, ne yazıyor burada, dinleyin dinleyin!” Sonra üstüne basarak şu satırları okur arkadaşlarına:

“Anarşist veya kendini anarşizme yakın hisseden aydınları dergimizin düzenli yazarları olmaya çağırıyoruz. (İzin verirseniz, çağrı yapılan aydınların isimlerini burada tekrarlamayalım) … vd. sizlerin ‘zanaatkârlığınızla’ anarşi daha keyifle okunur hale gelecektir (ABÇ). Anarşizmin katı anti-entellektüelist tutumundan yola çıkanlar bu çağrıyı yadırgayabilir. Ancak, anarşi ‘anti-entellektüel’ olmadığı gibi ‘anti-entellekt’ hiç değildir…”

“Önümüzdeki ilk hedef, dergiyi aynen KARA gibi, KAOS GL gibi aylık düzenli bir periyoda oturturken, olabildiğince çok yerde temsilcilikler ve bürolar açmaktır. Bu çalışmada görev almak isteyen arkadaşlarla yazışmak istiyoruz.”

“Dergi olmasa da olur diyen arkadaşların anti-entellektüel lafazanlıklarının dışında bir eylemlerini de görmüyoruz hani… Sen gene anarşist kal, ama yanımıza yöremize uğrama arkadaş. Biz düzenin dişlileriyle birlikte bir şeyler yapmaya çalışacağız…”

Yanlış mı anladık diye, birlikte tekrar tekrar okurlar yazıyı. Hayır, bir yanlış anlama yoktur. Bir sayfalık italikle dizilmiş editoryal yazıda yukardaki bakışı doğrulayan, buraya aktarmadığımız bir çok cümle yer almaktadır çünkü. Bunun üzerine, hiç zaman kaybetmeden düşüncelerini arkadaşlarına iletmeye karar verirler.

*                         *                      *

1. Apolitika’nın editoryal yazısının haşlayıcı, paylayıcı, “ben merkez”imci tarzına kesinlikle katılmıyoruz. Geçmişte planlanan ve başarısızlıkla sonuçlanan birçok örgütlenme projesinin bir hayal kırıklığı yarattığı anlaşılıyor. Ancak, bu başarısızlığın, hayata uymayan örgütlenme projelerinden geldiğini saptamak yerine, tek tek insanların şu ya da bu tutumunu suçlamak, “taban”larını haşlayan M-L örgüt liderlerinin tavrını hatırlattı bize. İnsanlar ortaya atılan projeleri gerçekleştirmek için öz-insiyatifleriyle harekete geçmemişlerse, kabahati onlarda değil, projenin kendisinde aramak gerekir. Hatta daha da ileri giderek söyleyeceğiz ki, bu tür projeler oluşturmak yanlıştır. Evet, anarşizmin örgütlenmesi gerekmektedir. Ama bunun, kerameti kendinden menkul daha “sorumlu” kişilerin hayallerine göre kurulmuş projelerle olmayacağı kanısındayız. Mücadele örgütlenmenin ürünü değil, örgütlenme mücadelenin ürünü olsa gerek. Mücadele üstten planlanmaz, spontane olarak ve yerel düzlemde doğar. Kendiliğinden, hayatın zorunluluklarından doğan bu mücadele kaçınılmaz olarak kendine özgü bir örgütlenmeyi gündeme getirir. Bu mücadeleyi etinde kemiğinde duyan insanlar -ister anarşist olsunlar, ister olmasınlar- kaçınılmaz olarak birbirlerini bulurlar ve örgütlenirler. İnsanları paylayarak, emir ve talimatla örgütlediğinizi sanırsınız, onlar da size belki öyle bir görüntü verirler, ama gerçek bir örgütlenme değildir bu. Olsa olsa bürokratik, işçi-işveren ilişkilerine dayanan örgütlenmeler çıkar ortaya böyle bir yaklaşımdan.

Anarşistler arasında bu bakımdan bir hiyerarşi olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Kimse kimseye “örgütlen” talimatı veremez. Kimse kimseyi, “temsilcisi” yapamaz, temsilcilik açamaz. Çünkü temsilcilik, kaçınılmaz olarak ast-üst ilişkisini getirir. Anarşist anlayışa göre, kendi bulundukları alanda somut mücadele konularını ele alan insanlar o mücadeleye ilişkin örgütlenmeler oluştururlar. Bu yüzden, herhangi bir alandaki anarşistler, sizin “temsilciliğinizi” açmaya aday olmadıkları zaman, bu yanlış değil, doğru bir davranış olacaktır. Ayrıca, paniğe kapılacak bir durum da yok. Bu deneyler henüz çok yenidir. Anarşizmin reçetelere göre işlemeyen zahmetli bir yol olduğunu bilerek yola çıktık hepimiz.

2. Sizler, başından beri bilmeliydiniz ki, bütün anarşist hareketin sorumluluğunu üslenmek gibi bir misyonu değil -zaten böyle bir misyon kimse için sözkonusu olamaz-, yalnızca anarşist fikirleri yaymak üzere yayın faaliyetine ağırlık verme işini gönüllü olarak üslenmiş arkadaşlardınız. Böyle hareket etmekle çok da iyi yaptınız ve önemli bir boşluğu doldurdunuz. Bu bağlamda, sizlerin geç de olsa “her ay bir dergi çıkarmak, her türlü prematüre biraraya geliş çabasından daha önemli olacak” tespitini yapmanızı doğru ve işlevinize uygun buluyoruz. Bu misyonunuzun yanısıra, hele hele yerel düzlemde örgütlenmelerin bile olmadığı koşullarda, kendinizi merkezmiş gibi görerek örgütlenme çabalarına girişmeniz zaten beyhude bir çabaydı, şu anda yaptığınız, bu beyhudeliği görmekten ibarettir. Ama keşke bunu bir hayal kırıklığı ruh hali içinde ve insanları yine “merkez” tutumuyla azarlamadan yapsaydınız.

3. Yayın faaliyetlerine ağırlık verme kararınızın, entellektüellere yaltaklanmak ölçüsüne varan bir tutumla elele gitmesi ise yalnızca üzüntü verici değil, aynı zamanda kaygılandırıcıdır. Olabilir, belki de anarşist saflarda bazı arkadaşlar anti-entellektüel bir tavır içine girmişlerdir. Ama genel olarak bakacak olursak, böyle bir tavır en azından yayınlara yansımamıştır. Anarşist hareketimizin kısa tarihinde entellektüel düşmanlığını hatırlatacak pek bir şey yok. Kaldı ki, böyle bir tutumu anarşizmin çeşitliliğine katkıda bulunduğu için yararlı da görüyoruz, herşeyi düzleme gibi bir sorumluluğumuz olmasa gerek.

Anarşist saflardaki arkadaşları azarlamanın da ötesine gidip, şu anda derginizde, herhangi bir entellektüellik iddiasında bulunmadan (kendiniz de buna dahilsiniz) tevazuyla yazı yazan  insanları değersiz görerek, yazı yazmayı düşünen insanların hevesini kırarak ve bazı M-L örgütlerin izlediği aydınlar politikasını (“entellektüel” kimdir, ölçüsü nedir ve buna kim karar veriyor?) fazlasıyla hatırlatan bir şekilde, anarşist hareketi görmezlikten gelmekte ısrar eden bir takım yazarlardan yazı talep etme tarzınız karşısında hicap duyduk, yüzümüz kızardı. Daha da ötesi, tutumunuz, aynı zamanda sizlerin bir yol kavşağına geldiğinizi düşündürdü bizlere. Hep böyle olur. İktidar kaygısı olanlar, önce “tabana” yönelirler. Oradan yeteri ürünü toplayınca ya da tersine, umduklarını bulamayınca, bu sefer aydınları yanlarına çekerek, onları saflarındaymış gibi gösterip bir güç oldukları izlenimini vermeye çalışırlar. Bunun ardından da sermaye arttırımı ve kurumlaşma gelir kaçınılmaz olarak.

Son olarak şunu da eklemeliyiz: Adını saydığınız aydınların yazmasına karşı değiliz, böyle yazılar görürsek seviniriz, hatta onlardan kişisel ilişkiler yoluyla yazı istenmesinde de bir sakınca görmüyoruz. Ama, böylesine bir -başka kelime bulamadığımız için gerçekten üzgünüz- yaltaklanmayla onlara dergide açıkça çağrıda bulunmak, olacak şey değildir. Biz o yazarlardan birinin yerinde olsaydık, sırf anarşizmin iyiliğine olsun diye  -tabii öyle bir kaygıları varsa-, “zanaatimizden” yararlandırmazdık sizleri.

John Steinbeck yıllar önce Tatlı Perşembe’yi yazmıştı.
Siz de bize Acı Cumartesi’yi yazdırdınız.

22 Mart 1997
Londra
5 Mayıs Grubu

Not: İşbu yazımızın, önümüzdeki sayınızda, aynı sayfada aynı puntolarla
yayınlanmasını rica ederiz.

Not: Bu yazı, Apolitika dergisine gönderilmiş, ancak yayımlanmamıştır.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI