24 Aralık 1995 Seçimlerinin Sonuçları

1. SANDIKTAN YİNE KRİZ ÇIKTI.
2. KÜRT GERÇEĞİ DAMGASINI VURDU.
3. İKTİDAR PARTİLERİ KAYBETTİ.
4. DÜZEN PARTİLERİ DÜŞÜŞTE. KİTLELER UÇLARA KAYIYOR.

1. Burjuvazi politik ve toplumsal krize çare olarak erken seçimlere gitti ve sandıktan krizin devamından başka bir şey çıkmadı. İktidarı tek başına sürükleyecek bir burjuva partisinin zaferi söz konusu değil. Burjuvazinin düzen partileri dışındaki partileri tasfiye etmek amacıyla koyduğu baraj sistemi bir yandan ortaya lider bir düzen partisini çıkartamadığı gibi, öte yandan uçlara doğru kayan kitleleri politik sistemin dışında bırakmış oldu. Bir yandan lider partinin yokluğu ve dolayısıyla koalisyonsuz hükümetler arayışının suya düşmesi, diğer yandan uçlara kayan kitlelerin parlamenter sistemin dışında bırakılması, siyasal ve toplumsal krizi daha da körükleyecektir. Zor bela koalisyon hükümetleri kurulsa bile bunlar hiçbir şeye çözüm bulamayacak, tersine huzursuzluk içindeki kitlelerin bu ruh halini daha da körükleyeceklerdir.

2. Sandıktan çıkan diğer bir önemli sonuç Kürt gerçeğinin inkar edilemez ağırlığıdır. Elbette Emek, Barış, Özgürlük adıyla ortaya çıkan cephenin önderlerinin yüzde on barajı aşmak gibi sübjektivist beklentileri gerçekleşmedi. Elbette aktif kitle desteğini ortaya koyan mitinglerin oy düzleminde belirleyici olmadığı ve seçimlerde sonucu aktif kitlelerin değil, pasif çoğunlukların belirlediği bir kere daha ispatlandı. Elbette HADEP’in ittifak yaptığı “sol”, (Yalçın Küçük’ün İP’i destekleyen aydınlarla ilgili olarak yerinde bir şekilde söylediğine benzer bir şekilde) birçok sıfırın bir araya gelmesinin, sonucun sıfır olmasını değiştirmediğini kanıtlayarak HADEP’e bir yarar sağlamadı. Hatta belki bir miktar zararı olduğu bile düşünülebilir. Ve elbette Türkiye solunun, bir kısım temsilcisinin MedTV’deki bütün afur tafurlarına rağmen, kitle gücü ve işçi sınıfı desteği düzleminde sıfırın altında olduğu ortaya çıktı. Fakat bütün bunlara rağmen HADEP’in aldığı yüzde 4 oy ve bu oyların doğu ve güney doğu illerinde yüzde 60’lara tırmanıp bu partiyi doğu ve güney doğu illerinde rakipsiz kılması, Kürt gerçeğini herkesin önüne apaçık sermiş bulunuyor. Kürt halkı hiçbir maddi çıkar beklemeden, baraji aşamayacağını bile bile, her türlü baskı ve zorluğa rağmen müthiş bir onurluluk örneği gösterip Kürt gerçeğine damgasını basmış ve dağdaki kürt gerillasının bir avuç eşkiya falan değil, kendi öz çocukları olduğunu dosta düşmana kanıtlamıştır. Bu bir referandumdur. Kürt halkı Türk devletini istemediğini, Türk ordusunun yabancı bir işgal gücü olduğunu adeta bir referanduma gider gibi açıkça ilan etmiştir. Türk devletinin ve sözcülerinin, düzen partilerinin çanına ot tıkanmıştır.

3. Seçimlerin bir diğer sonucu, halkın, her zaman olduğu gibi, oylarıyla iktidarı bir kere daha cezalandırmasıdır. DYP-CHP iktidarı halktan iyi bir dayak yemiştir. Kitleler en büyük cezayı da, artık bir milletvekili şirketinden başka bir şey olmayan taşaronlar partisi CHP’ye vermiştir. CHP, son anda, bir kısım alevi oyu sayesinde barajı aşabilmiştir. DYP, umulduğu ölçüde büyük kayba uğramamakla birlikte yine de iktidar partisi olarak üçüncü sıraya düşmesiyle dersini almıştır. Bunun karşısında bütün muhalefet partileri oylarını şu ya da bu ölçüde arttırmışlardır. Bu sonuç da, krizdeki Türkiye’nin iktidarlarının cehennem ateşiyle karşıkarşıya olduklarını göstermiştir. İktidara oynamayın, yanarsınız. Bu, bundan sonrası için daha da fazla geçerlidir.

4. Seçimlerin en önemli toplumsal sonuçlarından biri de doğrudan düzen partilerinin düşüşe gittiği ve kitlelerin uçlara doğru kaydığıdır. Düzen partileri derken, merkez sağ olarak nitelenen DYP ve ANAP’ı ve merkez sol olarak nitelenen CHP ve DSP’yi kastediyoruz. İki partinin oluşturduğu merkez sağın toplam oyları yüzde altmışlardan yüzde kırkların altına düşmüştür. Bu, sağ-liberal düzen partilerinin kitlelerin içinde hızla güç kaybettiklerini göstermektedir. Merkez soldaki düzen partileri olan, sosyal demokrat oyların sahibi DSP ve CHP’nin toplam oyları da yüzde otuzlardan yüzde yirmilere doğru hızla düşmektedir. DSP’nin oylarını yükseltmesi bu anlamda aldatıcı olmamalıdır. Bu oy artışı, sosyal demokrat oylardaki bir artma ile değil, sosyal demokrat oyların kendi içindeki bir kayma ile ilgilidir. Sosyal demokrat oylar toplam olarak düşerken devletçi-popülist bir parti olan DSP, artık açıkça ılımlı alevi oylarının temsilcisi durumunda kalan CHP’den kopan alevi olmayan sosyal demokrat oyları toplamıştır. Yani sonuç olarak kemalist devlet geleneğinin savunucusu ve modernist liberal-sağ ve liberal-sol düzen partileri toplam olarak yüzde altmışın altına düşmüş bulunmaktadırlar. Bir zamanlar yüzde seksenlerde seyreden bu merkezci ve düzenci oyların büyük bir erime içinde oldukları açıktır. Öte yandan radikal Kürt hareketinin temsilcisi HADEP’in aldığı yüzde 4 oy, islamcı ucun temsilcisi REFAH’ın aldığı yüzde 21 oy ve faşist Türk milliyetçiliğinin aldığı yüzde 9’luk oy, yüzde 35’lik bir büyük kitlenin sağdaki ya da soldaki uçlara kaydığını (buna sandıklara kaydolmayan ve seçimlerde oy kullanmayan ya da bilerek geçersiz oy kullanan büyük bir sistem dışı gayri memnunlar kitlesini de eklediğimiz zaman aslında uçlara kayan kitlelerin oranı yüzde 50’yi aşmaktadır), düzen partilerinin mutlak düzenci oy çoğunluğunu hızla kaybettiklerini ve bu durumun da düzeni ve hatta giderek sistemi zorlayan çok önemli bir kriz etkeni olduğunu belirtmek gerekir.
Sonuç olarak, gerek politik, gerek sosyal sistem kriz içindedir. Türkiye bir sosyal patlamaya doğru ilerlemektedir. Düzen ve sistem yıkıcı anarşistler olarak sevinçle belirtmeliyiz ki, Türkiye’yi kara günler beklemektedir.

Gün Zileli

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI